Verdiği kısa süreli bir aranın ardından Agents of SHIELD altıncı bölümü ile karşımıza çıktı. Sezon arasında girmeden önce Fitz’in geleceğe nasıl geldiğini öğrenmiştik ve dizi artık zaman atlamalarından sıyrılıp, ana konuya yoğunlaşmaya başlamıştı. Altıncı bölümde artık Fitz’in de tamamen hikayeye dahil oluşu ile hikayemizin önü açık ve keyifli saatler bizleri bekliyor.

Fitz Adeta Ders Veriyor

Hatırlarsanız Fitz Kreelerin arasına sızabilmek için kendisini bir tür ödül avcısı ve katil olarak tanıtmıştı. Bu bölümde onu katil rolüne bürünmüş olarak izleme fırsatı bulduk. Fitz dizide belki de en net karakter gelişimi yaşayan kişi. Bu değişimin bize inandırıcı gelmesinde Iain De Caestecker’ın başarılı oyunculuğunun etkileri ise oldukça fazla. Eskiden oldukça korkak ve utangaç bir tavırda olan Fitz, artık bu sezonda tecrübelerinin de etkisiyle farklı bir insana dönüştü. Tamamen sakin kalıp, mantıklı kararlar alabiliyor. Bu kararları ikna ediciliği ile birleştirerek ortaya gerçekten izlemesi keyifli anlar çıkartıyor. İki farklı karakter tipinin Caestecker tarafından güzel canlandırılması da bu değişimi desteklememizi sağlıyor. Soğukkanlı bir katil olarak da Fitz’i oldukça beğendim. Özellike yemek masası sahnesindeki sözleri, iki farklı tip arasında gidiş gelişleri oldukça başarılı ve inandırıcıydı. Bu konuda gerçekten Caestecker’ı ve senaristleri tebrik etmem gerekiyor. Fitz’e geçen beş sezonda çok güzel bir karakter oturtmayı başardılar ve diyaloglar ile bunu oldukça başarılı bir şekilde desteklediler.

Fitz’in Jemma ile olan sahnesi de ayrıca başarılıydı. Fitz’in içinden geçenleri Jemma’ya anlatması ama hiçbirinin duyulmaması. Ardından ise Fitz ile göz göze gelmeleri gerçekten beni etkilemeyi başardı. Bu ikilinin birbirlerine bayağı uyduklarını bir kez daha düşünmemi sağladı. Artık bir şekilde huzura ersinler, başka da bir şey istemem. Eminim birçoğunuz da bu ikili hakkında aynı hisleri taşıyordur. Bakalım ilerleyen bölümlerde Jemma-Fitz ikilisi adına bizleri neler bekliyor. Ana konunun dışında kalsa da yan hikaye olarak her zaman bu aşk mevzusu merak uyandırmayı başarıyor.

Ne Gerek Vardı Buna?

Flint’den de ayrı bir paragrafta bahsetmek istiyorum. Çünkü kendisi bu bölümde oldukça uzun bir sahne süresine sahipti. Çocukların on sekiz yaşına vardıklarında birer Inhuman’a dönüştürülüp, Kasius’un köleleri haline getirilmesi fikrini hiç orijinal bulmadım. Flint’in kayaları kullanabilen bir Inhuman’a dönüşmesi ve gereğinden fazla görünmesi beni heyecanlandırmadı. Bu karaktere umarım ilerleyen bölümlerde bu kadar fazla süre ayırmazlar. Çünkü görmek istediğimiz şeyler bunlar değil, özellikle de dizinin içinde bu kadar fazla sorun bulunurken.

Olmadı Be Kasius

Kasius’un kötü adam olarak arada kalmışlığı ise dizinin başka bir sorunu. İlk bölümlerde oldukça başarısız görünen Kasius, birkaç bölüm öncesine kadar karizmasını kurtarmayı başarmıştı. Bu bölümde de karizmasını koruduğunu düşünüyordum. Ama abisinin gelişi ile tüm fikirlerim alt üst oldu. Kasius yeniden o silik ve yetersiz haline geri döndü. Misafirlere verdiği gözdağı ve hatta Ben’i gözünü kırpmadan öldürtmesi gözümde Kasius’un başarılı bir kötü karakter portresi çizmesini sağlıyordu. Ama durum ailenin istenmeyen çocuğu klişesine bağlanınca bu karaktere karşı tüm heyecanımı gerçekten yitirdim. Abisinin sert tutumuna cevap verememesi, bu durum altında ezilmesi Kasius’a olan tüm saygımı yitirmeme sebep oldu. Yani bu kötülüğün sebebinin gerçekten de ailesi tarafından hor görülmesi olması aşırı derecede basitti. Agents of SHIELD’ın bu tarz basit bir kötü karakter yazmasını hiç takdir edemedim.

Ani Ölümler

Ben’in ölümünün yanında bu bölümde Tess’in de ölümünü görmüş olduk ve açıkçası bir bölümde önemli iki karakterin birden öldürülmesini hiç beklemiyordum. Oldukça cesur kararlardı. Özellikle Tess çok fazla gözükmese de önemli anlarda fayda sağlayan bir karakterdi. Bu sezon diziye eklenen karakterleri kolayca harcayan bir Agents of SHIELD izliyoruz. Belli ki bu karakterler geçiş dönemi için düşünülmüş ve bağlanmamız istenmiyor. Yine de oldukça şaşırtıcı hareketler bunlar. İzlerken beni etkilemeyi başaran ve diziye daha çok odaklanmamı sağlayan detaylar olarak görüyorum.

Aksiyon Vakti Geldi

Sondaki Daisy ve Sinara arasındaki dövüş ile birlikte artık ajanlarımızın kimlikleri tamamen ortaya çıktı. Kasius ve Kreeler zaten Daisy ile Jemma dışında da birileri olduğundan şüpheleniyorlardı. Bu bölümde ise artık hepsinin kimliği açık olarak gösterilmiş oldu. Fitz, May, Jemma, Daisy’nin dışında, Coulson, Mack ve Yo-Yo’da artık her hamlelerinde daha dikkatli olmak zorundalar. Açıkçası bu sabırsızlıkla beklediğim bir andı. Yani dizinin bu karakterlerin sırlarının ortaya çıkması ile birlikte daha heyecanlı bir hal alacağını düşünüyorum. Ajanlarımızı artık hep birlikte izlemek istiyorum. Bu sezonda sadece gruplar halinde, parça parça izleyebilmiştik. Umarım bir an önce grubumuz tekrardan eskisi gibi bir araya gelir. O şekilde dizinin daha keyifli bir hal aldığı bir gerçek. Bakalım ajanlarımızı bu distopik dünyada ne gibi sorunlar bekliyor.

Agents of SHIELD altıncı bölümü ile birlikte bence yine beklentileri karşılamayı başardı. Daha iyi olabileceğinin sinyallerini de verdi. Bu bölümü izlerken çok da fazla sıkıldığımı hissetmedim. Çünkü kafamda cevap bulmayı bekleyen birçok soru var. Dizi de bu merak duygusu üzerine oynuyor. Bunu da iyi başarıyor. Ben yedinci bölüm için şimdiden heyecanlanmaya başladım.

Peki ya siz neler hissettiniz? Yorumlarda belirtin, üzerine konuşalım.

Haftaya görüşmek üzere!