2018’e adım attık ve bizi Cem Yılmaz’ın elinden çıkan Arif v 216 karşıladı. GORA ve AROG’u çok sevmiş bir izleyici olarak heyecanla beklediğim bir filmi ama sinemadan çıktığında hayal kırıklığına teslim olmadan edemedim.

GORA ve AROG’dan hatta Cem Yılmaz gösterilerinden şakaları ezbere bilen bir seyirciyim. Oturup hala tekrar tekrar izlerim çünkü aradan geçen zamanın hiçbir şey kaybettirmediğini hissederim. Fakat Arif v 216 beklentimi karşılayamadı gibi… Yani ortada tamamen şahsi bir yargı söz konusu. Daha açık olmam gerekirse filmi beğenmedim diyemem. Aksine kaç kere güldüğümü hatırlamıyorum. Ama o kadar tıka basa dolu bir hikaye olmuş ki, zaman zaman ne izlediğimi sorguladığımı fark ettim. Keyifli zaman geçirmesine geçirdim de beklediğim sadece bu değildi.

Öncelikle uyarayım, yazımız Arif v 216 filmine dair keyif kaçıran detaylar (spoiler) içermektedir. İzlemeden okumamanızı tavsiye ederiz.

Arif v 216 kesinlikle çoğu Türk filminden daha başarılı. Fakat bu farka odaklanıp, eksileri görmezden gelmek de izleyici olarak bana uymuyor. Zaten bir Cem Yılmaz filmini Recep İvedik’le, Deliha’yla karşılaştırmamalıyız. O yüzden söylediklerim size “Ya acımasız eleştirmişsiniz” dedirtebilir. Fakat Cem Yılmaz’ı kendi yarattığı standartlar çerçevesinde eleştirdiğimi düşünüyorum.

İsminde bile gönderme bulunan bir film aslında klasikleşen pek çok yapıma selam çakıyor. Bu göndermelerin çoğunu da oldukça açık ve başarılı bir şekilde yapıyor. Hele bu işlere aşinaysanız esprilerin gülümsetmeme imkanı yok. Fakat bir noktadan sonra o kadar fazla göndermeyle karşılaşıyorsunuz ki, filmin hikaye değil de bu espriler çevresinde şekillendiğini hissetmeye başlıyorsunuz. Fazlalık hissi de tam olarak burada başlıyor diyebilirim.

Genel çerçevede baktığımızda günümüzde başlayan hikayeyle 1969’a dönüp önce bir nostalji rüzgarına kapılıyorsunuz. Sonra tekrar günümüze dönüp distopik bir dünyayla karşılaşıyorsunuz. Tekrar geçmişe dönüp işlerin düzelmesine şahit oluyorsunuz. Tüm bunlar yetmezmiş gibi Yeşilçam’ın ünlü isimleri her yerde karşınıza çıkıyor. Hikayede fazlasıyla önemli rollere sahipler üstelik. Yani iki saniye görünüp uzaklaşmıyorlar. Karaktere dönüşüyorlar. Yani demek istediğim bu kadar şey bir araya gelince “eksiği yok aksine fazlası var” diye düşünüyorsunuz. Bu da bir noktadan sonra izleyiciyi boğuyor.

Bir de hayranlık duyduğumuz isimlerin karaktere dönüştürülmesinden bahsetmek istiyorum. Zeki Müren olsun, Ajda Pekkan olsun sadece izleyicinin yüzünü gülümsetmek için değil, hikayeye şekil vermek için senaryonun bir parçası haline getirilmiş. Özellikle de Zeki Müren. Üstelik onun karaktere dönüştürülme biçiminden pek hoşlanmadım. Burada eleştirim tamamen senaryo açısından. Yoksa Çağlar Çorumlu’nun performansı kusursuz olmuş. Filmin parlayan isimlerinden biriydi diyebilirim rahatlıkla.

Sorun Arif v 216’nin aynı anda birden çok olmaya çabalaması aslında. Bir yandan parodi bir yandan bilim kurgu filmi oluyor. Ardından kocaman bir nostalji katmanı geliyor. Zaten araya bolca tanıdık isimler serpiştirilmiş. Yeşilçam’ın ustalarına saygı duruşunun yanında hikaye akışının problemlerinden uzaklaştırılıyorsunuz. Üstelik bunlara da günümüzün ünlü oyuncuları hayat veriyor. Saydıklarım yetmezmiş gibi bir de gönderme bombardımanına tutulunca bir yerden sonra nefes alamadığımı hissettim. Spoiler vermemek adına çok bir şey söylemeyeceğim ama sonunu da pek beğendim diyemem.

Ben tüm bunları söyledikten sonra gelip “E GORA ve AROG farklı mıydı ki?” diyebilirsiniz. Aslında çok farklı değildi ama bu kadar “fazlalık” hissetmiyordunuz seyrederken. Yoksa GORA da hem komedi hem bilim kurguydu. Gayet de başarılı bir örnekti üstelik. Fakat GORA çıtayı o kadar yükseğe çekmiş ki, Arif v 216 onu aşamıyor doğal olarak. Üstüne günümüz standartlarının altında kalan görsel efektler ve senaryonun bir türlü nihayete bağlanamaması da eklenince “Nerde GORA, nerde Arif v 216?” dedim doğrusu. Bazı sahneler o kadar gereksiz hissettirdi ki, süre doldurmak için eklendiklerini hissettim.

Bu kadar eleştirinin ardından şunu rahatlıkla söyleyebilirim, Arif v 216 son yılların en iyi Türk filmlerinden biri. Fakat bunda pay Cem Yılmaz’dan çok çıtayı giderek düşüren Türk sinemasında. Buna rağmen keyifli zaman geçirmek için izlenebilecek bir yapım. Fakat GORA’daki tadın aynısını bulmayı bekliyorsanız benim gibi hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz.