‘I am not Forrest Gump, you know?’ (Forrest Gump değilim ben, biliyorsun değil mi?)

Adam filminde Asperger sendromlu Hugh Dancy’nin kendisine hediye olarak bir kutu çikolata alan Rose Bryne’e verdiği bu muhteşem ayar yüzümü her seferinde güldürmüştür. Kendisi, perdede ve ekranlarda gördüğüm en başarılı otizm portrelerinden biriydi. Netflix de bu konuya eğilmek adına yeni bir seri çıkardı: ATYPICAL. Yüksek işlevli otizmden muzdarip olan Sam ve onun ailesi. Kendisinin atipik hayatını izliyoruz.

atypical

İncelemeye başlamadan önce bu yazının hem değerlendirme amaçlı hem de kişisel olacağını belirtme ihtiyacı hissettim. Hayatıma en özel yerlerinden dokunmuş iki Atipik insan ve engelli bir kardeşe sahip olmanın verdiği tecrübeler ve bilgiler ile dizinin bu konuyu ele alışı üzerinden değerlendireceğim. Aslında bir dizi incelemesinden ziyade tipiklerin atipiklere en çok kör kaldığı noktaları açıklamaya çalışacağım. Dizi bunları nasıl ele almış onu konuşacağız ancak ben bu yazının genel olarak ‘Atipik 101’ havasında olmasını amaçlıyorum. Başlayalım mı?

TİPİKLER VE ATİPİKLER: ATYPICAL

İnsanların ‘normal’ kavramıyla tanımladığı canlılara tipik deniyor. En ufak bir alışılagelmişlik de onları atipik kılıyor. Otizm gibi. Atypical dizisinde bir lise öğrencisi olan Sam’in hikayesini izliyoruz. Aşırı korumacı kardeşi Casey ve ebeveynleri ile sürdürdüğü bir yaşamı var. Dizi, Sam’in terapisti Julia’nın ona artık bir kız arkadaş bulmasının mantıklı olacağını söylemesi ile başlıyor ve bu uğurda Sam’i 8 bölüm boyunca izliyoruz. Aşkı, hoşlanmayı, insanların birbirleri ile olan ilişkilerini kodlamasına şahit oluyoruz. Ancak dizi tamamen bir otizm portresi olabilecek potansiyele sahipken ailenin diğer üyelerine daha çok odaklanarak çoğu zaman Sam’i odak dışı bırakıyor. Tipik bir aile melodramasına dönüşebiliyor. Diziye genel olarak kara komedi diyebiliriz.

Öncelikle bu diziye başlarken ya da normal hayatınızda, farketmez otizm spektrum bozukluğu ve otistik dendiğinde aklınıza gelen imgeden kurtulmanız gerekiyor . Toplumda otistik dendiğinde akla gelen stereotip genelde ağzından salyalar akıtarak lego oynayan bir insandır. Bu bilinçsizliği kırmak adına Sam’in dünyasına girebilirsiniz. Daha önce “It’s Kind of a Funny Story” filminde intihara meyilli olduğu için kendi eliyle rehabilitasyon merkezine başvuran bir karakteri canlandıran Keir Gilchrist bu dizide de Sam’e hayat veriyor. Bu çocuk atipik karakterleri canlandırmakta gerçekten başarılı sanırım.

Dizideki aileye gelirsek: Sam’in ablası Casey dizideki en güzel karakter sanırım. Hikaye onun etrafında da dolansa sorun olmaz sanırım. Başarılı bir atlet ve kardeşine sonuna kadar sahip çıkan bir karakter Casey. Erken yaşta büyümek zorunda kalmış ve ailenin tüm zamanını Sam’e ayırdığı bir realitede tıkanıp kalmış kadını çok güzel oynamış. Etkiliyor sizi Sam ve Casey’nin ilişkisi. Dizi adına en tatlı ve güzel şey bu. Sam’in getirdiği problemleri kaldıramayan baba ve tüm odağı ailesi olduktan sonra bir anda orta yaş krizine girip maceralar arayan anne. Basit bir aile melodraması da dönüyor kısa 8 bölümde aslında. Tüm hikayenin ana merkezi  Sam ya da Casey olabilecekken anne, baba ve onların ilişki sorunları üzerine çok zaman kaybetmeleri biraz dizinin temposunu düşürüyor.

atypical

Atypical’ı izlerken kız arkadaş aramaya başlayan Sam’in maceralarını takip ediyoruz. Sam bir teknomarkette çalışıyor ve en yakın arkadaşı da her dizide olduğu gibi abazalıktan ölen hintli esintilerine sahip bir ergen olan Zahid. Diğer örnekleri için Big Bang Theory ve Chuck dizilerine bakabilirsiniz. En büyük hobisi de buzullar ve Antarktika olan Sam ise gerçek bir atipik. Bir kız arkadaş bulması gerçekten zor ve haydi bunu başaralım moduna sokuyor bizi dizi ilk bölümden.

OTİZM 101

Otizmden muzdarip atipik insanların sendromları birden çok şekilde çıkabilir. O yüzden spektrum deniyor. Atipiklerin beyni ve duyguları biz tipiklerden çok farklı çalışır. Duyuları ve algılama şekilleri tipiklerinkinden büyük fark gösteriyor. Mesela gürültülü, sosyal ortamlara kesinlikle giremezler. Bizler sesli bir ortamda bir kişinin konuşmasına odak olabilirken atipikler ortamdaki her şeyi görüyor ve duyuyorlar. Bu yüzden odaklanmaları aşırı zorlaşıyor hatta imkansız hale geliyor.

Dizi bu konuda Sam üzerinden gerçekten harika anlatmış bu minimal ayrıntıları. Odaklanma sorununu, kalabalık ortamlardaki rahatsızlığını ve özellikle müzik ve ışık sıkıntılarını. Parlak uyaranlar çok gereksiz bir stres kaynağı olabiliyor atipikler adına. Dokunulmayı da anlamaz atipikler. Genel olarak gereksiz efor sarf etmenin büyük hayranı değillerdir ve minimal bir hareket sekansı ile hayat devam ettirme taraftarı olurlar. Ancak istekleri ve arzuları dışında selamlaşma sebebiyle onlara dokunulduğunda bunun nedenini anlayamazlar. Çünkü empati yetenekleri sınırlıdır. İnsanların yanlış bildiği şeylerden biri de empatiden yoksun doğduklarıdır. Halbuki hayır. Anlarlar. Anlatılırsa anlarlar.  Tepkisiz kalırlar bazen sadece. Sam ise eşyalarına bile dokunulduğunda rahatsız olan bir birey. Bunlar en ortak rahatsızlıklardı bana anlatılan, benim yaşadığım. Sam üzerinden çok başarılı verilmiş.

atypical

Sam’in sosyalleşme sorunları insan sayısıyla da alakalı. Bu biraz da otizme sahip insanların düşünce şekillerinden kaynaklanıyor. Atipikler daha çok bir bilgisayar gibi düşünürler. Örüntü şeklinde düşünürler. Sonsuz olasılıkların hepsi aynı anda beyinlerinden geçer ve düşüncelerine genel olarak duygularını dahil etmezler. Kararları 0 ve 1 ekseninde mantık yoluyla ilerler. Çok fazla insanla haşır neşir olmak çok fazla değişken ve olasılık demek. Bu olasılıkların her biri bir beklenmezlik yaratır ve ortamdan ne bekleyeceğini bilemeyen atipiklerin vücudunu bir gerginlik kaplar. Bu gerginlik öyle ekstrem seviyelere ulaşılabiliyor ki bazen bu nöbetlerini tetikliyor. Toplum içinde kendine vuran, yerden yere atan vakalara şahit olmuşluğunuz ya da çığlık atanları izlemişliğiniz vardır. Bu biraz gerçeklik algılarıyla alakalı.

atypicalatypical

Dizide Sam’in kalbi kırıldıktan sonra geçirdiği nöbet gibi aslında her şey. Yaşanan üzüntünün anlaşılamaması. Yanlışın nerde yapıldığına dair beynin aynı anda milyonlarca düşünceyi didik etmesi. Gene sıçtım düşüncesi. Kendine yüklenmek. Anksiyete seviyesinin artması. Bu yabancı duygunun gerçek gelmemesi. Gerçekliğe dönmek adına kendine vurmak ya da daha ekstrem seviyelerde tepkiler vermek. Spektrumlarına göre çok farklı tepkiler verebiliyorlar.

Ancak bunu 7/24 yaptıklarını söylemiyorum. Sam bile 8 bölümde bir defa geçiriyor ve o kadar başarılı bir sahne ki gerçekten etkisini alabiliyorsunuz. Bununla empati kurmak isterseniz eğer bir rüyada kıpırdayamadığınız anı düşünün. Bir an önce uyanmak ya da koşabilmek adına çılgınlar gibi adım atar ya da çığlıkla uyanırsınız değil mi? Şimdi bunu gerçek hayatta yaşadığınızı düşünün. Sam’in kız arkadaş bulma sürecinde yaptığı araştırmalar ve çevresini taklit etmeye çalışması, insanları anlamaya yönelik çabaları ve bu uğurda yaptıkları da çok gerçekçi olmuş. Gerçek bir atipik portresi sunmuşlar bize o yönde.

Dizinin başardığı ve az çok izleyen Atipikleri üzebilecek ayrıntısı da Sam’in ailesi üzerindeki etkisi. Diğerlerinin tüm hayatlarını Sam’e göre adapte etmiş ve mutsuz olmaları. Burs kazanan Casey’nin Sam’i bırakmak istememesi. Ailesinin sürekli minimal günlük hayatta her şeyi Sam’e uygun yapmaya çalışmaları. Büyüdükçe yaşadıkları endişeyi ve sıkıntıları anlatmaları. Bağımsızlığını kazandıkça kontrol edememenin verdiği stres ve bilinmemezlik. Kendi annem ve kişiliğim üzerinden yapabileceğim bir yorum var dizi ile ilgili. Atipik ailesinin bir üyesi olarak aile üyelerinin yaşadıklarındaki kompozisyonu başarılı buldum bayağı. O kadar sefil de değiller zaten. İzleyince anlarsınız.

ATİPİK HATALAR

Dediğim gibi dizide olmamış şeylerden birisi melodram havası. Sam’e daha odaklı bir dizi izlemeyi bekliyordum. Oralar çok olmamış. Casey ve ailenin babası gerçekten harika karakterler olmuşken anneyi beğenemedim. Kendi annemle ya da tanıştığım diğer annelerle kıyasladım. Bunca şey yaşamış ve oğluyla çok içli dışlı bir kadın başkalarını güzelliği ile falan yargılayınca olmamış diyorsunuz. Oğlumu yargılamayın ama güzelliğinizle ben sizi yargılayayım falan.

atypical

Bu tarz dizilerde sürekli yüksek işlevli otistikler anlatılıyor. Güzel bir temsiliyet ancak her zaman komik-alımlı-kadınların gözdesi olmaları biraz gerçeklikten uzaklaştırıyor. Dizide dedikleri gibi otizmlilerins sadece yüzde 9’u evlenebiliyor. Biraz daha karmaşık bir vaka incelemesi ve aile dramı yerine aile hikayesi çok güzel olabilirdi. Jodi Picoult’un “Ev Kuralları” kitabı bu yönden harika bir kaynak olabilir eğer ilgi duyuyorsanız.

Sam’in otistik portresi ne kadar başarılı olsa da insanlarla bu kadar iletişim kurmaya korkan birinin kadınlara çıkmak tarzı soruları sormakta zorlanması gerekirdi. Her bölüm pat küt sordu. Titremeden, gerilmeden. Öyle olmuyor genelde. Hele de lisede isen. O sahneler biraz daha doğal gelişse muazzam olabilirmiş. Striptiz kulubüne sorgusuz sualsiz gitmesi, her şeyi yapması, Zahid gibi anlayışsız biriyle arkadaş olması falan… Çok gerçekçi değil. Sam’e sadece sevgili aratmaları da büyük bir eksi oldu benim adıma. Daha güzel ve tatlı sahnelere ya da hikayelere odaklanılabilirdi. Dedim ya hayatımdaki en önemli insanlardan biri şu an bu spektrumlardan muzdarip. Kendisine hayranlığımı yazmaya başlasam 3 ansiklopedi bitiririm. Öyle muazzam bir insan. Gökkuşağının renklerine ayrı ayrı bulanmak varken uzaktan sadece yüzeysel olarak birkaç saniye izletiyor bize dizi.

atypical

8 bölümlük, tatilde izlenebilecek çok tatlı ve minik bir dizi Atypical. Eksikleri olsa da, gedikleri olsa da beni fazlasıyla tatmin etti. Dünyanın atipik algısının değişmesi adına, sizin de biraz bilgilenmeniz adına, atipiklerin de anlaşılabilmesi adına güzel bir adım olarak bu tatilde izleyin bence.

‘Quiet in the realm. Şiyar is gone.’