Marvel’in merakla beklenen yeni filmi Captain America: Civil War sonunda vizyona girdi. Ben de “Acaba nasıl olacak?” diye düşündüğüm filmi cumartesi akşamı izleme fırsatı buldum. Uzun zamandır beklenen an gelince, üstüne birkaç kelam etmeden olmaz diye düşündüm.

Filme dair beğendiklerimden, beğenmediklerimden bahsetmeden önce uyarmak isterim, eğer henüz Captain America: Civil War’u izlemediyseniz bu yazıda keyif kaçırıcı detaylar bulabilirsiniz. Önce izleyip, sonra okuyun.

Baştan belirtmek istiyorum ki Civil War çizgi romanını okumuş bir izleyici olarak hikayedeki elementlere çok yabancı değildim. Birebir bir çizgi roman uyarlaması beklemiyordum zaten. Marvel her zamanki gibi asıl konsepti alıp farklı bir çerçeveye oturtmayı tercih etmişti. Marvel’in filmlerinin bir “sinematik evren” oluşturması da tam olarak bundan kaynaklanıyor. Karşımızda çizgi roman uyarlaması değil, onlardan esinlenen işler var.

Civil War, tam anlamıyla bir Age of Ultron vakası değil. Marvel’da iç savaşı çıkartan elementler hala hikayede yer alıyor. Süper kahramanların kaydedilmesine dair yasa günümüze makul bir şekilde uyarlanmış. Bu işin kontrolünün de Birleşmiş Milletler’e verilmesi uygun görülmüş. Ancak hikayenin temel çatışmasını bu durum oluşturmuyor, sadece başlatıyor. Ardından fitili ateşleyen net bir şekilde Bucky oluyor. Çizgi romandan farklı ilerleyen temel nokta tam olarak burası.

Bunun yanında hepimiz biliyoruz ki Civil War, tüm Marvel çizgi romanlarını kapsayan, sayısız karakterin dahil olduğu bir süreçti. Filmde altıya altı halı saha maçı yapmak üzere ayrılmış bir ekip var. Thor ve Hulk ile oluşan eksiklik Spider-Man, Ant-Man ve War Machine gibi kahramanlarla kapatılıyor. Black Panther da hikayeye bu vesileyle dahil ediliyor.

Filmde en fazla keyif aldığım kısımlardan bahsedeceğim biraz. Tahminen bu noktaları zaten farklı yerlerden de duyacaksınız ya da siz de benzer şeyler düşünmüş olabilirsiniz. Dövüş sahnelerinin kareografisi çok başarılıydı. Bunun bir film olduğunun farkında olmamıza rağmen, gerçek bir dövüş heyecanı yaratmayı başarıyordu. Bunun yanında hikayenin yönelttiği sorular gerçek temelli oluşuyla insanı sarsıyor. Süper kahramanlar bir otoriteye mi bağlı çalışmalı, yoksa kanunsuzluk bu işin doğasında mı var soruları gündeme geliyor. Kahramanların bir otorite boyundurluğuna girmesi ne gibi sonuçlar doğurur diye düşündürtüyor.

Spider-Man ve Ant-Man farklı şekillerde filme komedi unsurlarını yerleştirmeyi başarıyor. Özellikle Scott’ın Captain America’yla tanıştığı sahneye çok güldüm. Sam’in Steve’e tam anlamıyla bir wingman olması da cabası… Yani bir yandna güldürüp bir yandan düşündürüyor klişesi bu filme cuk diye oturuyor.

Spider-Man konusunda kararsızım. Captain America: Civil war’da çizgi romanda olduğu kadar önemli bir yere sahip değildi. Orada oynadığı rol ciddi anlamda çok büyüktü. Buradaysa bir komedi faktörü olmakla sınırlı kalmış. Her ne kadar hepimiz onun güçlerini nasıl kazandığını bilsek de, ilk altı ayı es geçmemizi sevmedim. Batman v Superman filminin başındaki sahnelerde olduğu gibi kısaca bu geçmişe değinilebilir miydi, emin değilim. Belki de konu fazlaca dağılırdı. Sonuçta hikayede kimseye fazlaca odaklanmamayı tercih etmişlerdi.

Tony Stark, özellikle Iron Man 1 ve 2’de gördüğümüz adamdan çok farklıydı. Orada hükümete zırhlarını vermeyi reddeden, kimseyi umursamayan adamın bu noktaya nasıl geldiği sağlam temellere oturtulmamıştı. Sokovia’da olanların sorumlusu olarak kendini görmesi çok doğal. Ultron’un bu kadar zarar vermesi onun sorumluluğuydu. Ancak MIT’de bir konuşma yapmak, ardından oğlu ölen bir anneyle yüzleşmek, bir de Pepper ile ilişkilerine ara vermiş olmaları en azından ekran önünde oturanlar için yeterli değil. Captain America’nın sebepleri ve prensipleri daha net bir şekilde belli oluyordu bence. Hikayenin Tony ile empati kurmam için yeteri kadar zemin hazırlamadığı inancındayım. Tabii burası tamamen şahsi görüşüm. Sonuçta filmi izleyip “Allah belanı versin Captain America!” diyen de vardı. Ancak kendi yaptıklarının sorumluluğunu alamayan bir adam gördüm ben. Captain America’ya “Bak sen şu imzayı at, yaptıkların legal olsun” mantığında konuşmasına resmen anlam veremedim.

Captain America: Civil War’un ana düşmanı olan Zemo beklediğimden daha pasifti. Asıl hikaye gerçekten kahramanları birbirine düşürmekti. Bunu yapacak birine ihtiyaç vardı. Zemo’nun tek vazifesi de buydu. Bu vesileyle oldukça doyucu dövüş sahneleri izledik. Hikayenin boşa giden tek tarafı diğer Winter Soldier ekibi oldu. Sırf o adamlar bir filme konu edilebilirdi. Boş yere harcanmışlar gibi hissettim.

Hikayenin sonu beklediğimden farklı bir şekilde bağlanmıştı. Tüm bu yaşananların bir başka maceraya kapı açacak şekilde son bulacağını düşünmüştüm. Ancak olanları olabildiğince toparlayan, daha sonra neler olacağına dair pek ipucu vermeyen, after credits sahnelerinde soru işaretlerini ortadan kaldıran bir yol çizmişlerdi. Bu yüzden bizlere bir sonraki film olan Doctor Strange’i beklemek düşüyor.