Marvel’ın başarılı işlerinden biri olan Daredevil sonunda ikinci sezonuyla ekranlarımıza geri döndü. Ben de günlük işlerimi halledip bir an önce bölümün başına oturdum.

Öncelikle baştan belirtmek isterim, bu yazıda bolca spoiler yani keyif kaçırıcı detay bulacaksınız. Eğer bölümü izlemediyseniz uzak durmanızı tavsiye ederim. Bölümü izledikten sonra yine bekleriz! Arzu ederseniz ikinci bölüm incelemesine de buradan ulaşabilirsiniz.

Uyarımı yaptıktan sonra Daredevil hakkında konuşmaya başlayabilirim. Önce bir şey belirtmek istiyorum. Her ne kadar çizgi roman uyarlamalarına çok düşkün olsam da, öyle sağlam bir çizgi roman takipçisi değilim. Benim işim genelde dizi ve filmlerle. Bu yüzden bu bölümde ya da diğerlerinin incelemelerinde “Ya bunu nasıl bilmezsin?” diyebileceğiniz şeyler çıkabilir. Çizgi roman okumadığımdan bilmiyorum. Marvel’a özel konuşmam gerekirse, Agents of SHIELD haricinde Marvel Sinematik Evreni’yle uzaktan yakından bağlantılı her şeyi izledim. O yüzden bu yazıları okurken karşınızda bir çizgi roman hayranı değil de, hikayeleri dizi ve filmlerden takip eden biri olduğunu bilin lütfen.

Daredevil 2. sezon 1. bölüm şahane başladı. Daredevil’ı Hell’s Kitchen’da aksiyon halinde gördük. Geçen sezon finalindeki kırmızı kostümü üstünde, hızla kötülerin canına okudu. Belli ki onu son gördüğümüzden bu yana kendisini geliştirmişti. Bu yüzden birkaç kişi dahi olsa karşısındakileri alt etme konusunda bir sıkıntı yaşamıyordu. Birinci sezonun başlangıcını hatırlarsanız, Matt’i (Charlie Cox) kilisede günah çıkartırken tanımıştık. Gayet karakteri tanıtma odaklı ve yavaş bir giriş sahnesiydi. İkinci sezon bunun tam tersinde bir havada başladı. Çünkü artık karakterlerimizi tanıyorduk. Daredevil ne yapar, ne için mücadele eder haberimiz vardı. Bu yüzden de yavaş bir girişe gerek yoktu.

Foggy (Elden Henson) daha ilk sezondan beri ciddi manada sevdiğim bir karakter. Bu bölümde onu kendisini aşarken gördük. Matt’in geceleri Daredevil kostümünü geçirip kötü adamları pataklamasına alışmaya başlamıştı artık. Arkadaşı için endişelense de ona yardımcı olmak için çabalaması hoşuma gitti. Özellikle Dogs of Hell’e gittiği sahnelerde baya başarılıydı. Ödü kopmasına rağmen ne için geldiğini unutmadı. Çok fazla bilgi alamazsa da, niyeti bile yetiyor başlı başına.

Karen (Deborah Ann Woll) onu daha ilk tanıdığımızdan beri inatçı denebilecek bir kararlılıkta ilerliyor. Avukatlık bürosunda işleri tamamen kontrol altına almış olması, kendilerine yardım uğruna gelen insanlar için elinden geleni yapması, Steve’i hayatta tutma çabası yine takdire değerdi. Bu kız bir gün bu inadı yüzünden kendisini öldürecek. Umarım sırf Daredevil’ın yardımıyla hayatta kalmaya devam etmez de biraz kendini geliştirir. (Yazar burada feministlik yapıyor)

Bölüme dair beni şaşırtan şeylerden biri hikayenin temposu oldu. Geçtiğimiz sezon daha yavaş ilerleyen ancak derinlemesine işlenen bir Daredevil izlemiştik. Bu yüzden Punisher (Jon Bernthal) ile birkaç bölüm tanışmayacağımızı düşünüyordum. Ancak İrlandalı gangsterlerin katliamı ve hastaneyi basmasıyla hızlı bir giriş yaptı. Herkes tarafından tek bir adam değil de, ordu zannedilmesi güzeldi. Bilmiyorum bu çizgi romanlara bir gönderme miydi ancak Punisher’ın ne kadar başarılı olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyordu. Bölümün en güzel sahnelerinden biri elbette Punisher ile Daredevil’ın dövüşmesiydi. İkili arasındaki mücadele resmen başlamış oldu. Kim kimin canına nasıl okuyacak ilerleyen bölümlerde göreceğiz.

Bunların yanında bölümde Matt – Foggy – Karen arkadaşlığı, Wilson Fisk’in eksikliğiyle oluşan yönetici boşluğu, Karen’ın Matt’e karşı bariz hisleri güzel detaylardı. Bakalım işler ikinci bölümde nasıl devam edecek.

Daredevil 2. Sezon 2. Bölüm İncelemesi

Daredevil 2. Sezon 3. Bölüm İncelemesi

Daredevil 2. Sezon 3. Bölüm İncelemesi