13 bölümlük Daredevil’ın ikinci sezonunda dört bölümü geride bırakmayı başardım. Bir yandan neler olacağını merak edip bölümleri hızla izlemek istiyorum. Öte yandan böyle bir cevheri bir anda tüketmek istemiyorum. Netflix’in başarılı dizileri beni her zaman bu ikileme düşürüyor. İşin gücün arasında bugün iki bölüm daha devirdim.

Bu bölümde neler dikkatimi çekti, nereleri sevdim diye bahsetmeden yeniden uyarayım. Bu yazım Penny and Dime bölümüne dair keyif kaçırıcı detaylar içerir. İzleyerek okursanız daha keyifli olur.

Uyarımı da yaptığıma göre az önce bitirdiğim bölüme dair aklımdan geçenleri sıralamaya başlıyorum. Daha önceki yazılarda da birkaç defa değindiğim üzere bölümlerin ve doğal olarak dizinin temposunda ciddi bir değişim söz konusu. Penny and Dime da hızlı bir şekilde başladı. İrlandalı arkadaşlarımızın cenazesinde biraz manyak bir adam olan Finn ile tanıştık. Gözünden yaralayıp öldürdüğü çete liderinden sonra ipleri hızla eline aldı. Böylece İrlandalıların Punisher arayışı da başlamış oldu. Onların düşüncesiz ve acımasız ilerleyişi de hızlı bir şekilde işe yaradı. Neden şimdiye kadar kimsenin Frank’e ulaşamadığı da anlaşılmış oldu. Kimse ciddi anlamda bunu denememişti. Ya da en azından tek bir adamın peşine düşmeleri gerektiğini bilememişlerdi.

Grotto’nun cenazesi aracılığıyla Matt’i yeniden kilisede görmüş olduk. Peder Lantom’un sözleri hem Matt’i hem de Karen’ı etkiledi. Elinden gelen her şeyi yapmasına rağmen kahramanımız kendini hala suçlu hissediyordu. Bundan kurtulmak için de yola devam etmesi gerektiği cevabını aldı. Her ne kadar hikaye anlatımı açısından güzel bir konuşma ve cesaretlendirme olsa da, gerçek hayattaki düşüncelerim bunların tersini söylüyor. O yüzden benim açımdan pek etkili olmayan sahnelerdi. Zaten Matt’in dini inançlarına bu denli bağlı olmasını da sık sık sorgulamaya devam ediyorum.

Tumblr fangirlleri çalışıyor!

Karen bölüm boyunca Punisher’a dair daha fazla bilgi bulmak için çabaladı. Şaka maka ne Matt ne de Foggy onun kadar uğraşmadı bu konuyla. Nelson & Murdock avukatlık bürosunu korumak için sağlam tehdit savuran da, düzgün ipuçları ele geçiren de, Frank Castle’ın evine kadar giden de o oldu. Bu kız neden tehlikeden uzak duramıyor, anlamakta zorlanıyorum. Ancak bunu sırf geçmişteki bağımlılıklarından kurtulmak için yapıyor da olabilir gibi geliyor. Karen’ın geçmişine dair daha fazla bilgi ortaya çıktıkça anlayabileceğiz bunları sanırım. En azından bu bölümde bir erkek kardeşi olduğunu öğrendik.

Bu seferki asıl olayımız İrlandalıların Punisher’ı ele geçirmesi oldu. Parasını geri isteyen Finn, adamları ile Frank’in üzerine çullandı. Uyuşturucu iğne olmasa işleri oldukça zordu. Sonrasındaki sorgulama sahneleri de Punisher’ın karakterini anlamak açısından önemliydi. Onca işkenceye rağmen ağzından tek kelime çıkmadı. Üstelik paralara bomba bağlı olmasına rağmen… Burada değineceğim iki nokta var. Birincisi Finn’i canlandıran Tony Curran. Kendisini daha önce sadece Doctor Who’da izledim. Eğer siz de diziyi takip edenlerdenseniz onun burada Vincent van Gogh’a hayat verdiğini biliyorsunuzdur. Öyle bir karakterden sonra, Finn gibi bir adamla ekranda görmek şaşırtıcıydı. Ancak rolün hakkını vermişti. İkincisi ve daha önemlisi Daredevil ve Punisher’ın kısa süreliğine de olsa birlikte dövüşmesiydi. Her ne kadar Matt bir yandan onun adam öldürmesine engel olmaya çalışsa da izlerken büyük keyif aldım.

Tüm bunları mezarlıktaki konuşmalar izledi. Daha önce de söylemiştim büyük bir çizgi roman takipçisi değilim. Punisher nasıl olmalı, neler farklı noktasında çok fazla bilgi sahibi değilim. Ancak mezarlıktaki sahnede Jon Bernthal bayağı başarılı bir performans sergiledi. Karakterin aslını öğrenmenin yanında motivasyonu da ortaya çıkmıştı. Bölümün en fazla keyif aldığım sahnesi burası oldu diyebilirim. Şimdi Punisher güya New York polisleri tarafından tutuklandı. Bakalım kapalı kalması ne kadar sürecek?

Daredevil 2. sezon 4. bölümün yazısını bitirmeden önce tekrar Matt ve Karen yakınlaşmasına değinmek istiyorum. Malum sonlara doğru ikili arasında yağmur altında, romantik bir öpücük yaşandı. Öncelerde de bu yolda ilerleneceğine dair sinyaller veriliyordu. İkilinin birbirine karşı ani ilgisi nerden ortaya çıktı bilmiyorum. Her ne kadar dört bölümdür yavaş sayılabilecek bir ilerleme olsa da, onların arasındaki yakınlaşma bana inandırıcı gelmiyor. Zaten bölüm sonunda ilk defa gördüğümüz Elektra da planladıkları akşam yemeğine köstek olacak gibi görünüyor.

Beşinci bölüm incelemesinde görüşmek üzere!

Daredevil 2. Sezon 1. Bölüm İncelemesi

Daredevil 2. Sezon 2. Bölüm İncelemesi

Daredevil 2. Sezon 3. Bölüm İncelemesi