Bu sene Oscar’ın güçlü adaylarından biri de Three Billboards Outside Ebbing Missouri filmi. Başarılı oyunculara yer veren bu hikayeyi zaferin sahibi olabilecek mi?

Başlarken…

Her sene Oscar’a aday olan bazı sürpriz filmler olur. Bu filmlerin kimisi ödülü kucaklarken, kimisi de sadece ödüle aday olmanın getirdiği onurla yetinir. Hatta çoğu sadece bununla yetinir. Geçen sene sürpriz kadrosu ile Hell or High Water bu onura nail olmuştu. Aslında bakarsanız, birkaç senedir bu tür filmlerin sayısı giderek artıyor. Moonlight bile çıkmadan önce çok fazla beklenen bir film değildi ama Maershala Ali’nin performansı o kadar üst düzeydeydi ki, filmi resmen çok üst bir noktaya taşımıştı.

Peki neydi Moonlight’a ödülü getiren özellikler; acı çeken bir azınlık grubunu anlatması çok önemliydi bir kere. Ayrıca babasız büyüyen annesiz bir çocuğun ve yanlış yola sürüklenen bir delikanlının da hikayesini anlatıyordu aynı zamanda. Bu delikanlı çalışıp çabalamış ve çetesi içerisinde önemli bir noktaya gelmişti. Üstelik eşcinseldi. Normalde bir insan bu kadar karmaşık bir hayat yaşarsa yüksek ihtimalle sürmenaj olup ölür ama bunu ortalama bir sinematogrofi ile anlatırsanız gidip Oscar alırsınız. Sonuç olarak geçen sene biraz da önceki senenin günahını affetirmek adına La La Land ezilip Oscar Moonlight’a verildi. Peki bu kez aynı şey olur mu? Politik doğruculuk bu sefer kazanacak mı?

Reklam Panoları ve Kaçan Huzur

Her ne kadar bir önceki paragrafta politik doğruculuk dediysem de film aslında çok katmanlı olarak ilerliyor. Yani filme başladığınız an ile bitirdiğiniz an arasında bariz bir karakter farkı var. 

Öncelikle uyaralım, incelememizin bundan sonraki kısmı keyif kaçıran detaylar (spoiler) içeriyor.

Kısaca hikayesinden bahsetmek gerekirse, geçen bahar ayında sakin Ebbing kasabasında kocasından boşanmış dul bir kadın olan Mildred’in kızı kaçırılıp tecavüze uğramış ve sonrasında yakılmıştır. Kasaba polisi her ne kadar olayın üstüne gitse de suçluyu bulamamış ve olayın üstü kapanmıştır. Bunu içine sindiremeyen Mildred, kasabanın artık kullanılmayan yolundaki üç tane reklam panosunu kiralar ve üzerine suçlayıcı ifadeler yazar. Bunun üzerine kasabada beklenmeyen değişimler olacaktır.

Hikaye çok kısa özetle böyle ama aslında tam da böyle değil çünkü film boyunca bahsedilen ana konuya çok az değiniliyor. Aslında biz bir karakter hikayesi izliyoruz. Karakterler gerçekten mükemmel işlenmiş. Hepsi neden orada, neden o şekilde davranıyor, bunların bir cevabı var. Dediğim gibi ana konu üzerinde çok bahsedilmeyen bir durum. Diğer tüm katil-polis filmlerindeki gibi bir yerden sonra kimse işi gücü bırakıp bu olaya yönlenmiyor. İnsanların kendi dertleri var hepsinin tek isteği Mildred’ın bu reklam panolarından vazgeçmesi.

Son Zamanların En Vurucu Oyunculukları

Oyunculuk konusu harika. Zaten içeride hiç bir sürpriz oyuncu yok, en ufak yardımcı oyuncu bile gözünüze tanıdık gelecektir. Bir de şu husus var ki, ufak kasabalarda geçen ve Güneyli aksanı yapılması gereken rollerde sanki çok daha başarılı oluyor oyuncular. Geçen sene Hell or High Water’da da böyleydi. Bu sene ağır aksanı yapan Frances McDormand var ki sürpriz olmazsa yine Oscar’la dönüyor olacak evine. Yalnız, terkedilmiş, şiddete uğramış, sert bir kadın nasıl olursa o da öyle olmuş resmen. Kendisi zaten Fargo’dan tanıdık aslında. Hatta o film ile de bir Oscar kazanmıştı. Yine de söylemek gerekir ki canlandırdığı Mildred karakteri inanılmaz sert ve cinsiyetçi. O yüzden erkekler izlerken biraz rahatsız olabilir.

Yardımcı oyunların ilki Woody Harrelson ki o da bu film sayesinde bir adaylık daha kaptı. Ne yazık ki yine alamayacak ödülü ama olsun. Canın sağolsun be Woody senin. Zombieland’ın yeter bize! Filmin ilk yarısında çokça görülen Harrelson, cinayeti bir türlü çözemeyen poliş şefi Willoughby’i oynamakta. Aynı zamanda karaciğer kanseri ile uğraşan karakter. Filmin ortasında bazı sebepler ile öyle bir vurucu mektup okuyor ki insan gözyaşlarına zor hakim oluyor. Keza kendisi filmde çok az görülmesine rağmen, aklınızda kalan yegane karakter oluyor.

İkinci yardımcı oyuncu ve muhtemelen bu sene Oscar’ı alacak kişi ise Sam Rockwell. Ben kendisini ilk kez yıllar önce Frost/Nixon’da izlemiştim fakat çokğu kişi onu Yeşil Yol ve Iron Man 2’den hatırlayacaktır. Gerçi onlarda da çok yan rollerdeydi. Rockwell’in karakteri aslında hikayenin en masumu diyebiliriz. Irkçı bir anne ile büyümüş olan Dixon karakteri, polis memuru olarak bir zenciye işkence yaptığı için kimi kesim tarafından aşağılanmış, kimi kesim tarafından ise kahraman ilan edilmiş. Yapı gereği biraz aptalca davranan karakterimiz aynı zamanda ırkçı ve zalim. Bu arada film boyunca bize kötü karakter olarak yansıtılıyor. Fakat en sonra kendisine bırakılan mektuptan sonra o da bir değişim geçirip katilin peşine düşüyor.

Filmin başında, ortasında ve sonunda birçok beklenmedik olay var. Hikaye de aynı bu şekilde bitiyor ki tek zayıf noktası bu. Bu arada bir parantez de Peter Dinklage’e açmak lazım. Gönlümüzün Lannister’ı olan Dinklage filmde çok az görülmesine rağmen ”kasabanın cücesi” rolünü gayet iyi oynuyor. Roldeki eziklik ve umutsuz bir platonik aşkı o kadar iyi yansıtmış ki resmen küçük bir kasabada fiziki farklılığın ne denli zor olabileceğini gözlerinde anlıyorsunuz. Aslında kendisi de ” En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” kategorisinde aday olabilirdi elbette ama yapımcı sadece Woody Harrelson ile Sam Rockwell’i bu kategoriye koymayı seçmiş. Peter Dinklage misafir oyuncu kategorisinde.

Biterken

Hani klişe bir cümle vardır ya ‘ kalbinize dokunacak bir hikaye” diye, işte bu hikaye o hikaye. Belki harika bir dönem anlatışı ya da muhteşem efektleri yok ama gerçekten varolan bir kasabada ne denli büyük bir trajedinin yaşandığını çabucak anlayabiliyorsunuz. Bu da yönetmen başarısı. Her ne kadar başta karakterlerin dünyaya bakış açısına sinir olsanız da bu da özellikle varoşlardaki insanların düşünce şeklini filmin iyi yansıtmasından kaynaklanıyor.

Sonuç olarak yüksek ihtimalle iki ödül ile geceyi kapatacak film, eğer Akademi bu sene sürpriz yapmazsa En İyi Film ödülünü eve götürecek gibi duruyor. Shape of Water ile aralarında amansız bir mücadele geçecek fakat ben yine de tüm umudum ile bu filmin geceden galip çıkacağını düşünüyorum..

Eee ne diyelim haftaya bakıp görceğiz artık.

Keyifli seyirler.