Yaz döneminin insanı heyecanlandıran ve bir o kadar da umutlandıran yeni animesi Zankyou no Terror sonunda seyirci karşısına çıktı!

İşten çıkmışsınız, belki de okuldan. İstanbul sokaklarında yürüyorsunuz. Levent tarafları belki. Gökdelenler, iş merkezleri etrafı doldurmuş. İnsanlar hızlı hızlı bir yerlere yürüyor günün koşuşturmacası içinde, okul çıkışı öğrenciler bir kafede oturmuş belki de selfie çekiyor, kahve resimlerini paylaşıyorlar. Trafik her zamanki gibi ağır aksak ilerliyor. Tipik bir İstanbul günü. Siz de bunların ortasındasınız. Sakince yürüyorsunuz. Günün bitmiş olmasının rahatlığı içinde, ağır ağır, aheste aheste, anın tadını çıkararak. Ufak bir esinti sıcak yaz gününde sizi bir an rahatlatıyor. Hafifçe gülümseyerek yürümeye devam ediyorsunuz. Bir anda İstanbul’un sokakları korkunç bir patlamayla inliyor.

Herkes şok ve panik içinde olduğu yerde kalmış durumda. Bir an için kimse tepki veremiyor. Sadece birkaç sokak ötenizdeki devasa gökdelenden siyah dumanlar yükseliyor ve binanın yarısı yok olmuş durumda! Panik içindesiniz. Herkes korkmuş ve sarsılmış ve kaçmaya başlamış. Kaos ve kargaşa hayal edilemeyecek şekilde katlanarak artıyor her an!

Zankyou no Terror

Yaz döneminin hareketli ve belki de bu şekilde devam ederse anime tarihinde kendine üst sıralarda yer alacak olan yeni animemiz Zankyou no Terror (Terror in Resonance ya da diğer adıyla Terror in Tokyo) hikayesini bu temel üzerine oturtuyor. Adları “Nine” ve “Twelve” olan iki genç, internete yükledikleri video ile Tokyo’nun Shinjuku bölgesinde olacakları haber veriyor. Tabii ki günümüz internetini ve videolarını düşününce ciddiye alınmalarının ne kadar küçük bir ihtimal olduğunu tahmin edebilirsiniz. Ama o da ne! Koydukları videodaki söylenen her şey gerçek oluyor! Kendilerine Sphinx 1 ve Sphinx 2 diyen bu gençler belki de biraz intikam biraz da geçmiş pişmanlıkların etkisinde kalarak Tokyo’ya saldırıyorlar. Alışılmışın dışındaki terörizm anlayışları ile Tokyo üzerine odaklanıyorlar.

Zankyou no Terror

Hikaye aslında ilk olarak nükleer tesislerden çalınan plütonyum ile başlıyor. En korkunç senaryo herhalde insanın aklına gelebilecek. Terörizm, öfkeli gençler ve çalınan nükleer materyal. İşin daha da korkutucu bir boyutu ise, hırsızlığı gerçekleştiren “Nine” ve “Twelve” herhangi bir lise öğrencisinden farklı olmaması. Belki de sıra arkadaşınız aynı potansiyele sahiptir! Aslında, karşı komşunuzun da şüpheli bir tipi yok değil. Şimdi bakınca tam olarak emin olmak mümkün olmuyor. Her an, bir yerlerde benzer bir olayın gerçekleşebilme olasılığı belki de hikayeye iyice bağlanmanızı sağlıyor. Özellikle, İstanbul’u ve günümüz olaylarını düşününce, biraz olsun ürpermemek elde değil.

Tekrar hikayeye geri dönersek, hızlı ve etkili yöntemle “Nine” ve “Twelve” tesislerden kaçmayı başarıyorlar ve kaçmadan önce tesis zeminine “VON” yazıyorlar. Ne anlama geldiğini açıkçası bilmiyorum ben de. Ama çok merak ettiğimi söyleyebilirim! Daha sonra Tokyo’ya gelen bu iki genç sıradan bir liseye yazılıyor ve normal insanlar gibi yaşamaya başlıyor. Ancak, sık sık gerçekleşen “flashback”lerle ana karakterlerimizin geçmişi hakkında bilgi kırıntıları toplamayı başarıyoruz. Diğer çocuklarla toplanmış bir tesiste yaşadıklarını ve buradan kaçtıklarını öğreniyoruz. Ama bunlar dışında çok da bir şey öğrenebildiğimiz söylenemez. Ancak, her “flashback” sanki insan zihnine batan çok ufak iğneler gibi rahatsız edici sahnelerle dolu. Çıkaramadığınız ve çıkarmak için delirdiğiniz minicik iğneler.

Genel olarak, intikam ve pişmanlığın hissedebildiğini söyleyebilirim. Artık şanssızlık mı denir bilemiyorum ama biraz psikopat biraz da IQ açısından yüksek gençlerimize üçüncü bir kişi daha dahil oluyor. Zavallı kız aslında sadece yanlış zamanda yanlış yerdeydi ama ne kadar üzülsek de yapabileceği bir şeyi yoktu aslında, onlara katılmak dışında. Daha fazla spoiler vermeden devam edersek, iki genç yeni videolarla Tokyo üzerine öfke ve şiddet yağdırmaya pek de alışılmamış yöntemlerle devam ediyorlar. Özellikle Antik Yunan uygarlığına yapılan atıflar işin boyutunu ciddi anlamda değiştirmiş durumda. Ufak bir ipucu vererek Oedipus’un hikayesini araştırabilirsiniz.

Daha ilk üç bölüm olmasına rağmen çok fazla şey korkutucu şekilde birbirine bağlı gözüküyor. Aslında korkutucu ve heyecan verici demek daha doğru olur. İlk bölümü 10 Temmuz’da yayınlandı ve bu yazı yayınlandığında dördüncü bölüm de yayınlanmış olacak. Anime sever biriyseniz, biraz psikolojik gerilim biraz da aksiyondan hoşlanıyorsanız bu anime kısa sürede favorileriniz arasında olacaktır diyebilirim.

Biraz da müziklerinden bahsetmeden olmaz. Giriş müziği aslında o alıştığımız hareketli ve canlı anime açılışları gibi değil. Death Note, Shingeki no Kyojin ya da Steins; Gate gibi mükemmel açılışlardan sonra biraz insan duraksıyor. Açılış şarkısı elektronik tarzda, tekrar eden melodilerden oluşuyor. Ancak, birazcık dikkatli izleyince aslında açılış şarkısının bu anime için mükemmel olduğunu fark ediyorsunuz. Açılışın kendine has tonlardaki melodisi aslında insan zihnine yapılan ufak bir baskılar diyebiliriz. Doğru noktaları uyarmak gibi. Her değişimde, arka plandaki sahneler insan üzerinde vurucu etki yaratıyor.

Özellikle birkaç bölüm izledikten sonra, etkisi daha da artıyor. İlk anda değil de, animeyi izledikten sonra açılışı hakkında düşünmek ve yorum yapmak daha sağlıklı oluyor.

Kapanış şarkısı ise açılışa göre bile çok daha sakin. Ama kesinlikle, şok içinde ve kalp atışlarınız hızlanmış olarak bitireceğiniz bölümden sonra inanılmaz iyi geliyor. Dışarıdan tek başına bakılınca animenin müzikleri insanı ilk anda kendine çekmese de, izledikten sonra mükemmeliğini anlamak insanı gerçekten şaşırtıyor.

Şunu söylemek istiyorum; yönetmen Shinichiro Watanabe’den de daha azı beklenemezdi. Kesinlikle izlenmesi gereken bir anime. Pişman olmayacağınıza eminim.