‘Hey…Benim. Şiyar. Şiyar Şahin. Bu yazıyı hangi cihazda okuyorsan… bunun normal ruhsuz bir eleştiri yazısı olmayacağını sana garanti edebilirim. Hafiften depresif ve online. Başlıyorum.’

Bu tarz bir girişle açmıştım bu sitedeki ilk yazımı. Hâlâ beni en derinden sarsan dizi sezonu unvanıyla duruyor 13 Reasons Why. Geçen sezonun fırtınası durulduktan sonra gelen ikinci sezon duyurusu sonunda nihayete vardı. İzleme şansına eriştik. İlk yazımın bu kısımlarında yazının çok kişisel olduğunu ve diğerlerinden farklı olduğunu yazmıştım. Nitekim de öyleydi. 13 tane kaset, 13 suçlu, 1 intihar, değişen onlarca hayat. Gerek izleyenler ve gerekse dizideki karakterler. An itibariyle ikinci sezon bitti ve ben yine aynı şeyleri demekte bir sakınca görmüyorum. Hannah Baker’ın hikâyesindeki ikinci perde: Polaroidler.

13 Reasons Why: Cevap Hakkı

İlk sezondaki olay örgüsü, Hannah’nın yaşadıklarını deşmemiz ve en sonundaki herkesi sarsan intihar sahnesi. 13 Reasons Why’ın ilk sezonu insanları parmakla gösterme ve intihara dikkat çekme sezonuydu. Yenilikçiydi. İstediği etkiyi de gerek olumlu, gerekse olumsuz şekilde yarattı. Bu sezon ise ilk sezonda yarattıkları yıkımları düzeltmeye çalışmışlar. Nerdeyse her bölümde inanılmaz bir sosyal sorumluluk sosu vardı. Polaroidler üstünden ilerleyen aksiyon ve konu dozu düşük bölümlerde gerek dersler olsun, gerek insanların yaklaşımı olsun, gerekse karakterlerin replikleri olsun dediğim konu direkt göze çarpıyordu. Beğendiğim kısımlardan biri tecavüz mağdurlarına yöneltilen ‘Sorun sen değilsin!’ kamu spotuydu. 13 bölüm boyunca bunu izledik. Başarılı bir şekilde kotarıldığını düşünüyorum. Jessica karakterinin üstünden Hannah ile yapamadıklarını yaptılar. Tecavüz, bunun iyileşme ya da travma sürecini anlatabildiler. Sürekli suçlanan Jess’in o imajdan nasıl sıyrıldığını ve herkeste umut ışığı olduğu mesajını verdiler. Bir taciz kurbanının bu diziyi nasıl izlediğini merak ediyorum. İzleyenler olarak biz bile bu kadar acı çektiysek onları hayal bile edemiyorum. Bunu iyi yapıyorlar. Yaşıyoruz. Anlamasak bile hissediyoruz.

13 tane kaset ile zan altında kalan insanlarda çok kararsız kalmıştık geçen sene. Tyler olsun, Justin olsun, Zach ve Alex olsun. Bu sezon bir nevi onların cevap hakkı sezonu olmuş. Dizi Hannah olmadan devam edeceği için karakter gelişimi amaçladıklarının farkındayım ancak Hannah’nın sahneleri olsun diye insanlarla yeni sahneler çektirmişler. Bu olay örgüleri de Hannah’nın anlattıklarıyla asla uymuyor. Yani öyle alakasız sahneler eklemişler ki bize ilk sezondaki karamsarlığı dağıttıracak kadar pembe bir portre çizmişler. Hiç beğenmedim bu kısımları sanırsam. Özellikle Zach ve Hannah arasındaki saçma aşk ilişkisini. Dizi devam etsin diye ilk sezonda ilmek ilmek dizdikleri Hannah karakterinde saçmalamışlar diye düşünüyorum. Öte yandan da kendisinin mükemmel olmadığını da vurguladılar bu sezon. Bol bol. Öldükten sonra çarpıtılan haberler, mahkemelerdeki imaj bozma çabaları, annesinin ve yakın tanıdıklarının bile tanıdıkları Hannah’dan şüphe etmeleri. İntiharı düşünüyorsanız sonranız bu olacak mesajı verilmiş. İnsanlar kötü olmayı sürdürecek. Neden ölesiniz ki o zaman? Kalın. Siz anlatın hikâyenizi. Umarım doğru kanallara gitmiştir.

Yaşam Araf’a Karşı: Clay Jensen

Bu dizinin beni en çok etkileme sebeplerinden biridir sanırım Clay’in matemi. Bir Hakan Günday karakterinin içsel buhranlarını yaşaya yaşaya içinize işliyor Clay’in Hannah matemi. İkinci sezonda hayatını bir türlü oturtamayan ve kafasının içinde sürekli Hannah ile konuşulan yas dönemleri damga vurdu desek yeridir. İnsan kendiyle de gidenle de çok kavga edermiş sonrasında. Hele de suçlu hissediyorsa. Muhteşem bir portre çıkarmışlar Clay Jensen ile. Yine onunla üzülüyor, onunla şüpheye düşüyor, onunla gülüyoruz. Sezon finalindeki dans sahnesinde ilk sezonun matemini yaşayanlar olarak sanırım hepimiz o an kendisine sarılma dürtüsüyle boğuşuyoruz. The Night We Met’in ilk notalarını duymak yetiyor herkes adına.

Karakter olarak gelişmelerini de beğendiğimi söylemeliyim. Hayatına devam etmeyi öğrendi. Justin, Zach, Alex, Tony ile arkadaşlıkları üstünden gelecek sezonlara zemin hazırlandı. Hannah ile kavgaları, sistemi bozmaya çalışması, adalet araması gibi unsurlar zaten bu diziyi izlenmeye kılır nerdeyse tek karakter yapıyor onu bir yerde. İlk sezona final niteliğinde bir film çekilse yetecek olan malzemeyi 13 bölüme yaymalarının kurbanı olmuş o da. Şişirilmiş senaryo olmadan Clay’in açısından görebilseydik her şeyi gene keşke. Kasetteki diğer karakterleri aklama çabasına girmeden aynı melankolik dozda devam edebilseydi daha mutlu olabilirdim. Bir başka hasar kontrol çalışması da Hannah’nın ölümünden sonra ortaya çıkan intihardan vazgeçirecek 11 sebep listesiydi. Herkesi 2-3 kez yazmasına rağmen 11 tane çıkması ve 13 tane intihar sebebi bulmasıymış onu öldüren. Tam o anda annesinin dediği cümle de çok önemli. ‘Asla ama asla bu nedenler bu kadar az değildir. Sadece göremezsin. Bunu hiç unutma, Clay.’ repliği ile Hannah hikayesi kapanırken bir yandan da diziyi izleyen depresyondan muzdarip insanlara mesaj var. Bu dizinin her bölümünde mesaj vardı. Son bölüme kadar.

Tyler Down ve Aşırı Acıklı Hikayesi

Her karaktere ayrı ayrı değinmek isterdim ancak Tyler Down sanırım bu sezonun en dikkat çeken ismi olduğundan bu paragrafı hak ediyor. Geçen sezonun hem kurbanlarından hem de zalimlerinden olan Tyler bu sezon tam bir punk karaktere dönüşüyor. Sezon boyu silahlarla oynayan, ilk sevgilisini ve belki de öpücüğünü alan hatta arkadaşlar edinen bir Tyler izledik. Güzel bir karakter gelişimi. Hepimiz coştuk böyle ergenken. Ancak son bölümde yıl boyunca yaptığı anarşik hareketler için tedaviye yollanan Tyler’ın dönüşü böyle olmamalıydı. Her şeyi düzeltti derken, tam olarak biraz normale döndü derken 13 Reasons Why dizisi senaristleri ekibi aykırı olmak adına iğrenç bir hareket yaptı. Son bölümdeki uzun sopa ille Tyler’a yapılan tecavüz sahnesi ve üstündeki kan o kadar gereksizdi ki tüm sezon anlattıklarını unutturdu, geçti. Ya madem tüm sezonu kamu spotu gibi yaptın, onu da göstermeyeceksin. Kanım dondu. Herkesin donmuş. Alakasız yerde, alakasız anda bir anda tecavüze uğradı Tyler. Sırf sezon boyu silahlarla oynayan Tyler’ın okulu taramasına bahane olsun diye böyle saçma sapan bir şey yazan senaristlerin kalemlerinin mürekkebi kağıt arkasına akıtır umarım. Çok kötü ve gereksizdi. Amerikan liselerindeki tüm sorunları ele alıyor 13 Reasons Why. Buna da çok büyük saygı duyuyorum ancak silah sorunu ve Tyler’ın karakter gelişimi bildiğin tembel senaristlik. Yani gerçekten bir başka asosyalin çıldırıp da silahlara sarılma fikri çok klişe. Klişe olmasını geçtim bu olayın gelişimi ne kadar iyiyse nedeni ve Tyler’ın sakinleşmesi de o kadar saçmaydı. Bir dahaki sezon Hannah olmadan çöp olacaktır.

Bakmadan Geçme: Bir İntiharın Anatomisi: 13 Reasons Why

Adalet ve Hannah Baker’a Veda

Ve geldik dizinin en gerçekçi anına, adamına. Bryce Walker. Kötü, yakışıklı, zengin, atlet ve tecavüzcü. Ayrıca beyaz. Ayrıcalıklı kesimin çocuğu. Ceza almadan sıyrılıyor. Davada suçlu bulunmuyor. Komik bir ceza uygulanıyor. Onca ithama rağmen. Aptal bir jüriyi ikna etmesi yeterli zaten bunun adına. Harvard gibi üniversitelerde, liselerde onlarcası yaşandı. Geçen seneki Me Too tacizcileri ifşa hareketinde de gördünüz ki; yıllar geçse de bir beyaz erkeği tecavüzden ve şiddetten mahkum etmek sanırım dünyadaki her şeyden zor. Bryce Joffrey kadar nefret edilesi bir karakter. Ancak onun hikayesi de ilginçliğini bu noktada kaybetti artık.

Ve evet. Bitti. Hannah Baker; o çok güzel ancak sorunlarla boyanmış kadının kara bir portresini izledik iki sezon. Hikayesini göz yaşlarıyla besledik, kayıplarımızla özdeşledik, sevdiklerimizle özlemledik. Sonunda cenazesiyle kendisine veda ettik. Bu yolda hepimiz Clay olduk, kurbanlar olduk, zalimliği yapanlar olduk. 13 nedenden biri ya da 13 nedeni yazanlar olduk. Neydi ne oldunuz çok bilemem ama bu diziyi izleyip de gerçek anlamda sarsılan her arkadaşınıza yakından sarılmanızı tavsiye ederim. İkinci sezonu biraz hayal kırıklığı olsa da asla unutmayacağım dizidir. Ne ses tonunu, ne sahnelerini ne de müziklerini.

‘Hey, it’s Hannah, Hannah Baker. That’s right. Don’t adjust your… whatever device you’re listening to this on. It’s me, live and in stereo.’

İlk yazım ve en kişisel yazımdı. İzlerken de yazarken de zorlandım yine bayağı. Bunu buraya kadar okuyan biri varsa da kişisel bir not eklemek istiyorum:

‘Asla o kadar kötü değil. Bu yollardan geçmiş ve insanları geçirmiş biri olarak söylüyorum ki; Her şey kolaylaşacak bir gün. Tamamen düzelmeyecek belki ancak nefes alacak delikler açacaksın hayatında. O oksijenlere tutun.’