BoJack Horseman’ın her izleyende inanılmaz bir yer edindiği bir gerçek. Hemen hemen her karakterinin hem çok özgün hem çok bizden olması, gerçekliğin zekice tasarlanmış olması, muazzam senaryosu ve Mad Men tipi parlatılmış dünyaların mat rengi melankolisiyle hayatına dokunmadığı az izleyeni vardır. Diğer dizilerin aksine her yeni sezonunda beklenen kalite düşüşü bizim sorunlu atımızda asla söz konusu olmadı. Her sezonun inanılmaz stabil bir yazım kalitesi, olay örgüsü ve giderek artan sanatsallığı vardı. Dördüncü sezonla birlikte zirve yapan bu sanatsallık artık durur, bunun zirvesi olmaz, daha farklı neler yapılabilir ki gibi sorularla dolu kafamı rahatlatmak için herkes gibi beşinci sezonun başına oturdum.

Bakmadan Geçme: Ozark 2. Sezon İncelemesi

Hollywood: Boktan Adamların Çağı

Yeni sezona girdiğimizde BoJack Horseman’ın yeni dizisi Philbert ile kapıyı açıyoruz. Karısını öldürme şüphesiyle yanına partner atanan aşırı seksist, tüm kablo tv klişelerini içinde barındıran bir diziye başlayan BoJack’in bu seferlik hayatı biraz stabil devam ediyor gibi görünüyor. Annelik arzusunu evlatlıklar peşinde kovalayan Princess Carolyn, kendini yine inanılmaz garip durumlarda bulan Todd, boşanma sürecinde olan Diane ve Mr. Peanutbutter derken tanıdık simalarla sezona giriş yapıyoruz. Bu sezonun teması ise başlıkta yazdığım gibi boktan adamların çağı. Hesap zorunluluğu olmayan erkekler ve her şeyin bedelini ödemek zorunda kalan kadınların çağı. Geçen seneki taciz mağdurlarının başlattığı #MeToo hareketinden sonra bu sezonun böyle bir temasının olmasını bekliyordum da işleyiş şekillerinin nasıl olacağı konusunda çok bir fikrim yoktu.

Yeni kuşak çok hatırlamasa da 2000ler Mel Gibson’ın tavan yaptığı senelerdi. Çok büyük filmlerde oynamış, Cesur Yürek filmiyle Oscar almış ve neye elini atsa altına dönüşen bir adamdı. Taa ki 2000lerin başında kafayı yiyene ve gerçek kimliği ortaya çıkana kadar. Eşini arayıp, kızı arkada ağlarken ‘Umarım sana zenciler tecavüz eder lanet sürtük’ diye çıkışması, bunla kalmayıp ‘İsa’nın tutkusu’ filmindeki Yahudileri aşırı suçlayıcı tavrı, karısını dövdüğünün kesin kanıtları olması ve Yahudilerin tüm savaşların sorumlusu olduğunu belirten açıklamaları derken tüm Hollywood’dan banlanması gereken bir adam haline dönüşen Mel Gibson elini eteğini çekti. Derken 2016’de Ricksaw Hidge ile Oscar adayı oldu. Derken yıl 2018 ve Mel Gibson’ı tatlı bir aile filminde görüyoruz. Daddy’s Home 2. Yukarıda yazdığım olayları okuyun ve son cümlelere tekrar dönün. Taciz suçlamalarıyla aforoz edilen Louis CK geçenlerde ilk gösterisini yaptı aylar süren sessizlikten sonra. Kevin Spacey’nin affedilmesi konusunda rol arkadaşı Robin Wright ve Bryan Cranston açıklamalar yapmaya başladı. Yani baktığımız zaman Hollywood’daki güçlü ve paralı erkeklerin herhangi bir şekilde hesap verme mecburiyeti yok. Mel Gibson yolunu kullanmaları yeterli. Bir süre uzaklaş, geri gel. O arada popülerliğin devam etmişse aynı şeyleri yine yapabilirsin. Vince Waggoner karakterini gördüğünüz zaman yukarıdaki olayları aklınızda tutarsanız esin kaynağını da böylece anlarsınız. Dizide de aynı şekilde yediği her haltın videosu olmasına rağmen geri dönüşe hazırlanan ve açık kapılar bulan bir oyuncu Vince. Ve tam olarak Hollywood’ın en manyaklık derecesindeki iki yüzlülüğünün harika bir dışa vurumu olmuş. Bu bölümde seyircinin gazını alıp, feminist rolüne bürünen BoJack’in de aslında çok kötü bir insan olduğunu, onlarca kötü şey yaptığını, nerdeyse reşit olmayan bir kadınla birlikte olduğunu, iyileşen Sarah Lynn’i öldürdüğünü biliyoruz. Ancak tamamen ilgi ve yerini belirtmek için feminist gibi davranıyor. 2017’de Mel Gibson herhangi bir utanma olmadan taciz mağdurlarının sesinin çıkarmasının çok iyi olduğunu söyledi. Bu örnekler çoğaltılabilir. Christian Slater, Mike Tyson, Casey Affleck gibi…

Altıncı bölümde ‘Kadınları boğmayın ehehe’ diyen BoJack’in bölüm 11’e geldiğinde uyuşturucuların etkisiyle gerçeklikten bağlantısının kopması ve belki de beş sezondur en sağlıklı ilişkisinin yürüttüğü Gina ile olan ilişkisini dizideki boğma sahnesiyle rezil etmesini izledik. Her sezonun 11. bölümü kaotiktir ancak BoJack’in gerçekten hoşlandığı birini boğacak kadar gerçeklikten kopması ve artık bu bokluğun temizlenmesi adına Diane’e yetki vermesi…Çünkü Hollywood’ın olayı vicdandır. Vicdanını temizlemiş gibi görünen herkesin tekrar yeni sayfa açma şansı vardır. Diane bu yazı isteğini reddederek BoJack’e bu şansı vermiyor. Tüm sezon boyunca travmalarının üstüne gidiyor. Sanırsam en karanlık sezonlardan birini izledik karakterlerin iç dünyası bazında. 12. bölümde her şeyin yolunda olduğunu söyleyen ve kariyeri için acısını içine gömen Gina’nın ‘Eğer dünyada adalet diye bir şey olsaydı şu an senin hapiste olman lazımdı.’ açıklaması aslında tüm sezonu özetliyor. Boktan adamlar boktan şeyler yapar ve her zaman geri sekerler. İsimsizler unutulur. Boktan adamların yeniden para kazanmalarını izlemek zorunda kalırlar.

Onca dizi izlemişimdir. Ancak erkeklerin hesap verme zorunluluğu ve bu konudaki iki yüzlülük konularını işleyen işlerin arasındaki en iyi işin bir çizgi diziden gelmesi gerçekten şaşırtıcı. Sanırım kimse bu yükün altına girmek istemiyor. Girseler bile kaldırabilecekleri bir yük olduğunu düşünmüyorlar. Ben tüm yazar ekibini alkışlıyor bu bağlantılar adına. The Simpsons ekibinin geleceği tahmin etmesi gibi Hollywood’da yaşanan tüm pislikleri önden ya da sonradan delip, deşen bir dizi oldu BoJack. Emmylere boğulması gerekirken çizgi dizi olması önüne engel oluyor.

Farklı Bir Televizyon Mümkün

Her sezonun inanılmaz farklı bir bölümü vardır. Su altı bölümü, Time’s Arrow bölümü gibi. Free Churros bölümü izlediğim en kilitleyici bölümlerden biri olabilirdi. Aşırı doğal ve günlük başlayan bir muhabbetin 5. dakikadan itibaren BoJack’in annesinin cenazesi olduğunun anlaşılması. Hayat boyu beklenen hesaplaşmanın tabutunun yanında yaşanması. Yerli yersiz esprileri, nefret kusması, sevgi ihtiyacı, hayal kırıklığı, hayatı boyunca ailesinden beklentisi, o TVlerde gördüğü mutluluğu hayat boyunca beklemesi ancak şimdi annesinin ölmesiyle birlikte asla öyle bir gerçekliğinin kalmaması. Televizyonlarda insanlar sevdiklerini büyük jestlerle belirtirler ya da gerçekten kelimelere dökerler. Hayat boyu bunu bekledim diyor BoJack. Görülmeyi bekledim. Bu aslında neden oyuncu olduğunu anlatıyor bize alt metinlerde. Annesinin bunu asla yapmaması, ölümünde bile son sözlerinin kafa karıştırıcı olması, son sözleri gibi detaylarla 24 dakika boyunca konuşuyor BoJack. Hem de yanlış cenazeye girdiğini fark etmeden. Bir çizgi dizi düşünün ki 24 dakika bir animasyon karakteri sadece konuşuyor ve ekrandan gözünüzü bir dakika bile ayıramıyorsunuz. Will Arnett bu rolüyle Emmy almalı. Sadece bu bölümle bile Emmy almalı. Çünkü öyle bir bölüm ki bu, izledikten sonra mola vermek zorunda kalıyorsunuz. Ben verdim hiç değilse. TV’de genelgeçer o kadar çok iş görmekteyiz ki artık bu kadar taze dokunuşlar hayat veriyor bana.

Bir Ata Ağladık

Çok seviyorum bu başlığı. Yazımı bunla bitirmek istedim. Dördüncü skaranlığına kıyasla beşinci sezon daha hafif olmuş ancak dizinin artan kalitesi geleneğini çok güzel sürdürmüşler. Hemen herkesin hayatına ve karakterine ayrı dokunuşlar yapılmış. Dizinin önünün tıkamak yerine daha açıcı hamleler yapılmış. Diane’in ayrılık bölümü bile ayrı bir güzelken ondan bahsedecek zamanım olmadı. Siz düşünün. Bu dizinin en büyük özelliği animasyonu değil, yazımı. İnanılmaz yazarlara sahipler. Sadece Free Churro bölümü bile yeterli bunu anlamanız adına. Yaptıkları ince espriler bir yana sahnelerin arkasında verdikleri küçük easter egg’lerde bile zekanın farkında oluyorsunuz.

Ekranlarda dönen onlarca dizinin arasında bir zamanlar en iyisi Mad Men’di. BoJack’in bu geleneği sürdürdüğü apaçık. Parıltılı hayatların mat depresyonlarının neden bu kadar çekici geldiğini bilmiyorum. Belki biz de o kadar parıltı arasında görülmek istiyoruz. Bir parçamız hiç sahip olamayacağımız hayatların arasında yaşıyor ve biz de bunu biliyoruz. Onlar da bizim kadar salak, kötü, komik ya da depresif. Bunu bilmek bize bir şekilde devam etme gücü veriyor. BoJack Horseman’ın nasıl bir portre olduğunu anlatmama daha fazla gerek yok sanırım. Bizden olduğu kadar kabuslarımızdan fırlamış birisi ama çok seviyoruz.

Gelecek sezon görüşmek üzere.