Marvel dünyasının en gerçekçi kahramanlarından biri olan Daredevil sahalara geri döndü. Üçüncü sezonla birlikte The Defenders finalinden sonra yaşananlara şahit oluyoruz. Matt Murdock bir kez daha ne kadar insani bir kahraman olduğunu gözler önüne seriyor.

İncelemeye başlamadan önce uyaralım, yazımızda Daredevil 3. sezon 1. bölüme dair keyif kaçıran detay (spoiler) yer alıyor.

Zaten izleyenler biliyor ancak The Defenders’ın finali en çok Matt Murdock’ı zorladı diyebiliriz. Öldüğünü zannetiği Elektra’nın dönüşü, o son mücadele ve koca binanın üstlerine yıkılması hayatını temelden sarstı. Böyle bir enkazdan sağ çıkmış olması çok klişe olsa da aslında büyük bir mucize. Fakat Matt pek de öyle hissetmiyor. Aksine önceki yoğun katolik inancının sarsılmasına şahit oluyoruz. Şimdiye kadar Matt Murdock izlediğimiz en dindar karakterdi. Daha ilk sezondan bu yana sık sık klise gitmesi, düzenli günah çıkartmaları, Daredevil’a dönüşümünde en önemli faktörün dini inancı olması hep ön plandaydı. Gündüzleri avukat, geceleri Daredevil olmasının temelinde hep inancı ve adalet arayışı yer alıyordu. Ancak yaşadıkları inandığı, hissettiği her şeyi sorgulamasına neden oluyor. Bu da kendi kişiliğinin temelinin sarsılmasına neden oluyor.

Aslında yaşanan kazalar sonrasında inancın sarsılması yeni ele alınan bir hikaye değil. Aksine insanlar büyük bir kaza geçirdikten sonra, bir yetilerini kaybetmişlerse inançları derinden sarsılıyor. Kim olduklarını, bundan sonra ne yapacaklarını bulmakta zorlanıyorlar. Daredevil için ise durum farklı. O zaten bu süreci çocuk yaşta kör kaldığında yaşamıştı. Babasını da kaybettikten sonra dine yöneldiğini biliyoruz. Fakat ölümden dönmesi ve gücünü kısmen kaybetmesi onu bambaşka bir noktaya sürüklüyor. Hayatta inandığı, güvendiği her şeyi sorgular hale geliyor. Onun fiziksel problemleri ve kendini yeniden bulma çabası ilk bölümün en temel hikayesi. Üstelik yeni bir konu olmamasına rağmen bunu Matt Murdock’ın üzerinden izlemek bizleri sıkmıyor. Aksine olağanüstü güçleri olmasına rağmen bu kadar insan kalabilmesi ona hayranlık duymamıza neden oluyor.

Öte yandan Wilson Fisk’in geri döneceğini biliyoruz. Uzun zamandır hapiste olan Fisk, FBI ile işbirliği yapmayı reddediyor. Fakat sevdiği kadının da tehlikede olduğu öğrenmesiyle fikri değişiyor. Biz de bu sürecin işlemesine şahit oluyoruz. Tanıtımları izlemeseniz bile Wilson Fisk’in her şeyden bıktığını, intikam için döndüğünü daha ilk bölümden hissediyorsunuz.

Benim açımdan sönük geçen ikinci sezonun ardından üçüncü sezon bomba gibi geliyor gibi hissettiriyor. Özellikle üçüncü sezonun birinci bölümü ilk sezondaki o çok beğenilen havayı taşıyor. Asıl merak ettiğimiz bu hissiyatı tüm sezona yaymayı başarabilmişler mi?