Distopik yapıt denince ilk akla gelenlerden biri Fahrenheit 451. Ray Bradbury 1951’de yazmış olduğu bu yapıt, benim perspektifimden iyi bir roman ancak kötü bir distopya. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, Cesur Yeni Dünya, Biz, Otomatik Portakal, Damızlık Kızın Öyküsü gibi eserlere baktığımızda distopik altyapılarının sağlam temeller üzerine inşa edildiğini görüyoruz. Okuru, izleyiciyi, tüketiciyi yarattıkları evrenin gerçekçiliğine ikna edebilen yapıtlar bunlar. Fakat Ray Bradbury’nin Fahrenheit 451’i distopik değil de sembolik bir anlatıma sahip. Yani Bradbury okura yarattığı evrenin gerçekçiliğini yedirmeye çalışmıyor. Karakterler tarafından yaşanan olayların özüne dikkat çekmek istiyor. Lakin ben distopik bir evreni değerli kılan etmenin sembolik bir kurguda değil de gerçekçi bir kurguda saklı olması gerektiğini düşünüyorum. Bu şahsi fikrimden incelemenin başında söz etmemin nedeni bahsi geçen eserin bu sene HBO’da yayınlanan uyarlamasını eleştirirken ister istemez taraflı olabileceğimi siz değerli okurlara belirtmek istemem. Tabii bu taraflı tutumumda muhtemelen öncesinde kitabı okumuş olmamın da etkisi büyük. Şunu da söylemeliyim ki, Ray Bradbury’nin diğer yapıtlarını okumadığımdan, üslubuna ve hikâyeyi işleyiş biçimine aşina olmadığımdan, ilerde diğer eserlerine göre bir bakış açısıyla Fahrenheit 451’i tekrar okuyacağım.

Bu incelemede filmden sürprizbozanlarla (spoiler) karşılaşabilirsiniz. Fakat içiniz rahat olsun; kitaptaki farklılıklara değinirken kitaptan sürprizbozanlara yer vermeyeceğim.

İnternetin bakanlığın tekelinde Dark 9 adıyla kontrol edildiği, kitapların birbiriyle çelişmesi sebep gösterilerek yakıldığı, itfaiyecilerin ateşi söndürmek yerine ateşi başlattıkları bir yakın gelecekte alıyoruz nefesi. Ne kadar az bilirsek o kadar mutlu olacağımızı felsefe edinmiş bir sistem bu. Okullarda çocuklara kitap isimlerini öğretmenin yeterli olduğu, içeriği bilmenin ise mutsuz ve kargaşa içinde bir toplum yaratacağını savunuyor bu sistem. Karşı çıkanlara ise Yılanbalığı deniyor. Sistemin sürdürülebilirliğini sağlayan devlet kolu ise itfaiyeciler. Direnişçi örgütlerin yerini tespit edip Dark 9’a kitap, film ve müzik dosyaları sızdırmalarını önlemeye çalışıyorlar. Bu dosyalara distopik evrende verilen ad ise grafiti. Evler, binalar, sokaklar Yuxie adında bir yapay zekâ ile donatılmış. Bu yapay zeka toplumu gözetleyip dinlerken aynı zamanda medyaya da yardımcı oluyor.

Sistem sahte bir Amerikan tarihi üzerine kurulu. Amerika’nın nasıl bu hale geldiği konusunda izleyiciye pek bir bilgi vermiyor film. Sadece Benjamin Franklin’in itfaiye teşkilatını kurması üzerinden karakterlerin muhakemelerini görüyoruz.

Fahrenheit 451 Film İncelemesi

Ana karakterimiz ise ünlü oyuncu Michael B. Jordan’ın canlandırdığı itfaiyeci Guy Montag. Michael Shannon ise Guy Montag’in üssü olan Yüzbaşı Beatty’e can vermiş. İkili iyi oyunculuk sergilemiş olsa da kitabın aksine filmde karakterlerin bir derinliği olmadığından izleyiciyi etkileyememiş. Karakterlerin bir derinliğinin olmaması ise uyarlamanın kitaba pek sadık kalmamasından kaynaklı. Tamam, tabii ki günümüze göre VR’larla donatılmış bir gelecek göreceğiz fakat bu değişiklik yapıtın orijinalindeki kurguyu kritik ölçüde değiştirmemeli. Karakterlerin kişilik özellikleri büyük ölçüde hasar görmemeli. Fakat filmde buna sık sık rastlıyoruz. Beatty ile Montag’in enseye şaplak göze parmak bir dostluğu olması kurgunun gidişatını büyük ölçüde etkiliyor. Muhtemelen bu filmin sonlarına doğru izleyiciyi duygusallaştırmak için verilen bir karar. Aynı şekilde kitapta masum ve tatlı Clarisse’i asi ve isyankar göstermeye çalışmış film ve karakterlerdeki bu büyük orantılı değişimlerde de yer yer Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ten ilham almış. Beatty’nin Yuxie’den gizli tütün kağıdına notlar alması Winston Smith’i hatırlatıyor. Filmin sonlarına doğru Beatty ile Montag arasındaki ilişki ise Winston ile O’Brien ilişkisinden beslenmiş gibi duruyor. Clarisse ise Julia’ya benzetilmeye çalışılmış. Kitapta adı geçmeyen teknoloji Yuxie ise bir  tele-ekran görevi görüyor. Son olarak Clarisse’in bahsetmiş olduğu Dünya’daki bazı dillerin insanların düşüncelerini kısıtlayabilmek için silinmesi ise Yenikonuş dilini andırıyor.

Guy Montag toplum tarafından bilinen ve sistemi değiştirebilecek potansiyelde biri gibi gösterilmiş bize filmde. Son zamanlarda distopik uyarlamaların yaptığı korkunç bir hata bu. Aynı sıkıntıdan BluTV’de yayınlanan Damızlık Kızın Öyküsü’nün uyarlama dizisi The Handmaid’s Tale de mustaripti. Yapıtın 1966 uyarlamasını izlemediğimden yorum yapamayacağım. Distopik eserlerde ana karakter bir gözlemcidir. Bize sistemi ve sistem karşıtlarını tanıtır. Sistem ise asla yenilemeyecek kadar güçlüdür. HBO’nun Fahrenheit 451’i ise bize aksini kanıtlamaya çalışıyor.

Fahrenheit 451 Film İncelemesi

Direnişçilerin Omnis planı kitapta olmayan ve kurguyu olumsuz anlamda etkileyen büyük bir değişiklik. Omnis bir umut. Omnis bir kolay yoldan kurtuluş yolu. Omnis bir deus ex machina.

Filmin büyük hatalarından biri de Guy Montag’in hangi psikolojiyle taraf değiştirdiğini kurguya tam olarak yedirememesi. Singin’ in the Rain’in ünlü sahnesine ait film rulosunu bulduktan sonra o rulonun yüzüne bir daha bakmıyor. Clarisse’e olan ve filmde zayıf işlenen aşkı ise bize tanıtılan Guy Montag’in taraf değiştirebilmesi için sağlam bir gerekçe değil. Babasının bir direnişçi olduğunu Oculus isimli göz damlasını kullanmayı bıraktıktan sonra anlıyor: yani taraf değiştirdikten sonra. Babası da taraf değiştirmesi için bir sebep olamaz.

Kitapta Guy Montag etliye sütlüye karışmayan bir memurdu. Bir eşi ve rutin bir yaşamı vardı. Filmdeki Montag’in çılgın yaşantısı aksini gösteriyor ve bu da ana kahramanın karakter derinliğini yok ediyor resmen. Beatty’nin ise direnişçiliğe göz kırpmasına rağmen hikayesinin filmin sonunda bile bir sonuca bağlanamaması tütün kağıdına yazılı notları anlamsız kılıyor.

Özel efektlerin amatörlüğünden de bahsetmezsem olmaz. Özel efektlerle ateş yapmak Hollywood’taki diğer çalışmalara nazaran kolay diye biliyorum. Fakat film post prodüksiyonda ateşin üstesinden gelememiş ve bu yüzden bazı aksiyon sahneleri de doğal olarak gerçekçiliğini yitirmiş.

Fahrenheit 451 Film İncelemesi

Peki, filmde her şey kötü mü? Tabii ki hayır; hemen hemen her şey kötü. Kostüm ve dekorlar ayrılan bütçenin hakkını veriyor. Kalitesiz karakterler için kaliteli oyuncular seçilmiş. Filmi izleten de çekim kalitesi ve oyunculuklar zaten.

Özetle uyarlamanın kitaba yeteri kadar sadık kalamaması ve kurgunun büyük ölçüde değişmesi filmin kendi kafasına sıkmasına neden oluyor. HBO’nun yapımcılığını üstlendiği Fahrenheit 451, fragmanlarıyla yükselttiği beklentiyi içeriğiyle yerle bir ediyor ve vasatın altında bir film olmayı hak ediyor.