Merhabalar. “Harry Potter dünyasındaki yetişkinler neler yapıyor” serisinin ikinci ayağında birlikteyiz. Fantastik Canavarlar: Grindelwald’ın Suçları, bizi efsanevi Dumbledore-Grindelwald mücadelesinin soğuk savaş dönemine götürüyor.

Serinin ikinci filminde, büyücülük dünyasına Voldemort‘tan önce korku salmış -hatta gücü ve namı o kadar yayılmış ki Voldemort’un dahi bizzat asasının peşine düştüğü- Gellert Grindelwald‘ın Avrupa’da başlattığı hareketin hikayesine tanık oluyoruz.

Bakmadan Geçme: Jude Law’dan Marvel ve Harry Potter Karşılaştırması

Alohomora!

Efsanevi büyücüler Grindelwald ve Dumbledore rollerinde Johnny Depp ve Jude Law izlemesi çok zevkli performanslar sunuyorlar. Kendi adıma konuşayım, Depp’e karşı önyargılıydım. Fakat Depp performansıyla beni Grindelwald olduğuna inandırmayı başardı. Büyücülük dünyasında son 200 yılın en önemli isimlerine can veren aktörler bu ağır rolleri çok iyi şekilde taşımış.

Filmin bir başka övgüye layık yönüyse müthiş derecede yaratıcı büyüler kullanılmasıydı. Harry Potter serisinde ana karakterlerimiz büyü kullanmayı öğrenen öğrenciler olduğu için, ileri seviye ve yaratıcı büyülerle daha az karşılaşmıştık. Fantastik Canavarlar serisindeyse yetişkinlerin dünyasındayız ve Hogwarts’taki gibi kurallar yok. Bu da birbirinden özgün ve izlemesi çok keyifli büyülerin önünü açmış ve film bundan sonuna kadar faydalanıyor. Ancak elbette zaman zaman aşina olduğumuz büyüleri de görüyoruz.

Wingardium Leviosa!

Film hem görsel, hem de işitsel anlamda harika bir ziyafet sunuyor. Filmde gördüğümüz gerek büyüler, gerekse büyülü yaratıklar hem gerçek dünyayla etkileşimleri anlamında, hem de görüntü-ses bütünlüğü anlamında oldukça üst seviyedeler. Aktörlerin birbiriyle müthiş uyumu ve yazılmış güzel diyaloglar da filmi daha yukarı taşıyor ve hiçbir anında sıkmayan bir tecrübe meydana getiriyor.

Filmin üç boyutlu olarak vizyona girecek olmasından da bolca faydalanılmış. Genellikle üç boyut etkisi filmlere sonradan eklendiği için yaşanan “sadece filmi gözlükle izlemek zorunda kalma” hissinin aksine, gerçekten izleyeni yerinden sıçratacak, insanın üzerine üzerine gelen (iyi anlamda) görüntüler filme ayrı bir tat katıyor. Benzer şekilde IMAX tecrübesiyle izlemenin bu filmden alacağınız zevki ciddi anlamda artıracağını düşünüyorum.

Accio Büyü Sözlüğü!

Filmin en ilginç noktalarından biri “sözsüz büyü”lerle dolu olması. Asasız ve sözsüz büyüler, büyücülük dünyasında yetenek ve gücün sembolü haline gelmiş şeyler. Kompleks büyüler için dahi büyü sözleri kullanmaması bilhassa bir ana karakter olarak ilk defa izlediğimiz Grindelwald’ı bizlere tanıtmak için çok iyi bir yöntem. Her ne kadar karakterler Dumbledore ile Grindelwald’ın aynı seviyede olduğunu filmde sık sık dile getirse de, bir karakterin gücünü seyirciye ulaştırmanın en iyi yolu o karakterin kendisinden geçiyor ve David Yates – Johnny Depp ikilisi bunu çok iyi şekilde başarmış.

Fragmanlardan da gördüğümüz üzere filmde Harry Potter serisinden tanıdığımız bazı karakterler mevcut. Fragman izlemeyenlere spoiler vermemek adına isimlerden kaçınıyorum, ancak sadece tanıdık bir yüz olması için filme zorla eklendiğini düşündüğüm bazı karakterler filmde gerçekten kayda değer bir kişiliğe sahipti ve karakter gelişimi gösterdiler. Hatta genel olarak filmde yine ismini vermeyeceğim bir karakter dışında hiç kimsenin hikayesi ve davranışları eğreti durmadı. Pek çok karakterde ciddi karakter gelişimi gördük ve hikaye bir sonraki film için önemli bir noktada bitti.

Expecto Patronum!

Filmin beni en çok endişelendiren, ancak izlediğimde rahatladığım yönü de şu oldu: Grindelwald büyücülük dünyasında çok önemli bir isim ve eğer film Grindelwald’ı konu alacaksa, ana karakterimiz Newt gölgede kalabilirdi. Özellikle tanıtım için kullanılan poster ve afişler mütemadiyen Grindelwald’ı merkeze koyunca endişem daha da artmıştı. Ancak filmde Newt kesinlikle gölgede kalmıyor, hatta Grindelwald’ın varlığı daha ziyade Newt’in yeni diyarlara ve fantastik canavarlara yelken açması için bahane oluyor. Grindelwald’ın filmdeki ekran süresi son derece makul seviyelerde tutulmuş ve film kesinlikle bir Grindelwald filmine dönüşmemiş.

Bu bilgi ışığında JK Rowling kitap yazmada gösterdiği başarıyı sinema filmi senaryosu yazmakta da gösteriyor diyebilirim. Harry Potter serisinin son dört filmini de yöneten tecrübeli yönetmen David Yates de artık büyücülük dünyasıyla ilgili ne yapmak istediğini çözmüş gibi. Gerçek anlamda tonunu oturtmuş ve gideceği yönle ilgili kafası karışık olmayan bir filmle karşı karşıyayız. Son zamanlarda izlediğimiz ve hayal kırıklığı olan pek çok yan serinin (spin-off) ardından, ana serisinin gölgesinde kalmayacak kadar sağlam bir iş ortaya konuluyor olması ferah bir nefes aldırıyor.

Yazımı sonlandırırken, hepinize uyuyan bir ejderhayı gıdıklamamanız gerektiğini hatırlatmak istiyorum. İyi seyirler!