Tek dizi, tek soru var herkesin aklında şu sıralar. Hakan Muhafız nasıl bir dizi? Son birkaç yılın en beklenen yapımlarından olan Hakan Muhafız görücüye çıktığından itibaren gerek olumlu, gerek olumsuz çok eleştiri aldı. Ben dizi hakkında ne hissettiğimi tam olarak anlamak için diziyi iki kere izledim. Bu öykü neyi anlatır, neden böyledir diye uzun uzun düşünmek istedim fakat yapamadım sayın okuyucu. Baştan söyleyeyim, gerçekler acıdır ve bu biraz acı bir yazı olacak ne yazık ki.

Bu Dizi ÇALINTI!

Bak esinlenme değil. Referans alma değil. Selam gönderme değil. Baya baya ÇAKMA bu dizi. Resmen bir haftada on film filan izleyip, sabah uyanıp senaryo yazmışlar. Resmen göz göre en popüler fantastik serilerin olaylarını ve karakterlerini ayıklayıp, İstanbul’a getirmişler. Yapmayın bunu! En fazla buna sinirlendim ve gerçekten şu an öfke doluyum.

Bak sayın okuyucu, bir dizi kötü olabilir, bir dizi benzer bir konu işleyebilir hatta bir ara ülkemizde çok popüler olan Dadı ve Tatlı Hayat dizileri gibi, direkt satın alınıp uyarlanabilir ama çalınamaz. Yahu bilgi çağı diyoruz, internette artık her şey bulunuyor diyoruz siz ne yapıyorsunuz. Son dönemin en popüler iki dizisi olan Hakan ve Bartu Ben ÇA-LIN-TI! Siz seyirciyi neden aptal yerine koyuyorsunuz ya! Resmen öfkeden kudurmak üzereyim. Tek tek nereler çalıntı anlatacağım hiç merak etmeyin.

Olayların genel silsilesi Assassin’s Creed’den alınma. Kandan geçen muhafızlık mesela, Assassin’s Creed’de de böyledir. Sadık Olanlar grubu ise Assassin grubu, onlar da çok bilgili fakat sınırlı kaynak erişimi ile başarılı olmaya çalışırlar. Karakter özeline indiğimizde karakterlerin de çakma olduğunu göreceksiniz. Hele hele bu Ölümsüzler mevzusu, AC’de olduğu gibi First Generation tarzı, aslında dünyada insanlardan önce Ölümsüzler vardı tarzı bir hikayeye bağlanırsa çok çok fena olur.

Bazı olaylar Lord of the Rings, Harry Potter, Matrix, Tron, Luke Cage gibi eserlerden çalınma. Hatta ve hatta Star Wars’dan direkt çalıntı bir olay var. Anlatıyorum sırayla. Ölümsüzlerin yedi tane olması, kim olduğunun bilinememesi, hançer, yüzük ve yelek gibi eşyaların peşine düşerken ölmeleri Lord of the Rings’de olan Nazgul hikayesi. Hakan’ın annesi ile babasının evine gitmesi, orada bir şeyler bulması, babası ile annesinin ölümü direkt olarak Harry Potter’ın Godric’s Hollow’a gitmesi ile aynı. Kaldı ki Hakan’ın hikayesi de çok benzer. Hakan’ın kardeşlerinin ölümü, bu kardeşlerin Eğitim Kampı diye bir yerde oluşu fakat ihanete uğradıktan sonra oraya baskın düzenlenip herkesin öldürülmesi, Star Wars külliyatındaki Jedi Academy ya da diğer ismiyle Padawan Katliamı. E kusura bakmayın da OHA! Bari farketmeyeceğimiz eserlerde çalaydınız da biraz kafamız karışsaydı be! Bu kadar göz önünden çalınır mı?

Karakterlere gelelim. Hakan Harry Potter ile Neo arası bir karakter. Her şeyden habersiz ve tanımadığı bir dünyaya girmesi Harry Potter. Aslında çok yetenekli oluşu, kısa sürede eğitim ile inanılmaz bir hale gelmesi, “Seçilmiş Kişi” olması, hazır-cevap olması, hafif serseri olması tam bir Neo! Bitti mi? Hayır! Hakan’a her şeyi anlatan grup zaten tam bir Matrix Trio, sert, acımasız, görev için kendini feda etmekten kaçınmayan ve aynı zamanda bilgin ve babacan olan Doktor Kemal elbette Morpheus; gerçek bir dişi, sert, kendini kapamış fakat aslında çok duygusal ve narin olan, çok yetenekli olan, dövüşlerde vurduğu yerden ses getiren Zeynep elbette Trinity. Ha Doktor Kemal biraz Dumbledore’da benziyor. Görev için insanların hayatını mahvetmekten kaçınmayan ve aslında kimseyi çok sevemeyen bir adam. Kötü karakterimiz aşkı için her şeyi yapabilecek ama aslında özünde iyi olan, ona bulaşılmadıkça kimseye bulaşmayan, hatta Muhafız’ı bile takmayan, tek dileği aşkına kavuşmak olan, herşeyi boşvermiş bir adam! E bu Snape!

Şimdi çakma sahnelere geçelim. Hakan’ın evine gitmesi zaten Harry Potter’dan alınma. Babasının savunmasız yakalanması filan derken tek fark önce annenin ölmesi. Köprü sahnesinde Okan Yalabık ve Mehmet Kurtuluş’un yaptığı “Güç Sahibi” konuşması direkt olarak Tron: Legacy’de var. (Bunu hatırlatan Sky’a buradan teşekkürler). Faysal’ın boğazına bıçak batırma sahnesi ise Vampirle Görüşme filminde aynen var. Hakan’a yumruk atan adamın elinin kırılma sahnesi zaten Luke Cage’de direkt var. Artık hani bu kadar mı olur? Şükür benim bulduklarım bu kadar, bende daha sinefil olanlar neler bulmuşlardır neler. Bu arada bu dizinin sadece tek kötü kısmı değil, daha efsanesini sonraya sakladım.

Bu Senaryo Berbat

Evet, dizinin senaryosu berbat. Bunu eleştirmek için söylemiyorum, tam olarak 10 bölümde öğrendiğimiz hiç bir şey yok. Sırayla anlatıyorum.

Dizi 10 bölüm ve hiç bir şey anlatmıyor. Tamam bazı sırlarını ikinci sezona saklamış olabilirsin. Bu senin en doğal hakkın fakat hikayeyi anlamamız için olan kısmını anlatsaydınız bari. Diziyi anlamak için bir Ölümsüz bulup röportaj yapmamız gerekiyor. Aklımdaki soruların cevabını çok bekledim mamafih bulamadım. Şimdi bu Ölümsüzler kimler, ne kadar zamandır varlar? Niye İstanbul’u yok etmeye çalışıyorlar? Sadece İstanbul’u mu yok etmeye çalışıyorlar? Dünyada İstanbul gibi başka mistik kentler de var. Mesela Roma’da, Kudüs’de ya da Mekke’de Ölümsüzler var mı? Özellikle mi tarihi kentleri seçiyorlar yoksa New York gibi şehirlerde de varlar mı? Bunların cevabı kesinlikle verilmiyor.

Bu Ölümsüzler güruhu en baştan beri yedi kişi mi yoksa (eğer varlarsa) diğer şehirlerde daha mı kalabalıklar? Ne kadar zamandır yaşıyorlar? Madem yüzük, hançer ve gömlek olmadan zarar görmüyorlar, neden 1453’e kadar beklediler? Daha önce ele geçirselerdi ya! Tam olarak neden ele geçirmek istiyorlar, İstanbul’un özelliği ne? Ya da bu yüzük, gömlek ve hançer ne zaman birbirinden ayrıldı? Nasıl ayrıldı, ne zaman ayrıldı? Yahu tek derdi İstanbul’u ele geçirmek ama neden? Ataşehir’den arsa alıp TOKİ ihalesine mi girecek bu adamlar? Neden İstanbul? Bitmedi arkadaşlar bitmedi.

Sadık Olanlar kaç senedir varlar? Kaç kişiler? Ölümsüzler tarafından avlanıyorlar mı? Neden İstanbul’u koruyorlar? Bu işte amaçları neler? Nasıl seçiliyorlar? Mesela Sadık olmak için aile bağı şart mı yoksa bende nüfus müdürlüğünden belge alıp Sadık Olan olabiliyor muyum? KPSS ile mi atandınız lan siz! Biri bir açıklama yapsın!

Evet, dizi bize bunca sorunun cevabını vermek yerine Hakan, halı teslim ettiği kızla sevişiyor, Hakan Faysal’ın asistanı ile sevişiyor. Hakan, işi ile aşkı arasında kalıyor. Bu ne ya! Neden fantastik dizide Asmalı Konak tadı var. Bu nasıl senaryo, 1 Litre Gözyaşı’nı yazan adama mı yazdırdınız bunu? Yemin ediyorum sadece Facebook arkadaş listemde bunu yazacak 10 tane daha iyi senarist arkadaşım var. Hani sizin elinizde daha yeteneklileri vardır diye söyledim.

Senaryo çok açık ayrıca. Hakan karakteri hiç bir zaman tam olarak seyircinin kafasına, “Ha bu İstanbul’u kurtaracak adam” olarak oturmuyor. Adam resmen dizinin yarısında güvenlik görevilisi olarak çalışıyor. Ekmeğinin peşinde yani. İntikam hırsıyla yanıyordu hani bu? Sanki Faysal azıcık kibarca istese kendi kanını verecek gibi zaten. Çok ucuz senaryo numaraları bunlar.

Gelelim tarihçilik mevzusuna. Bu diziyi yazan ya hiç Edebiyat fakültesine uğramamış ya da çok ağır MF mezunu, mühendis. Ben hayatımda tarih bölümü ile alakasız, bu kadar yanlış bilgi verildiğini görmedim. Sadece bu değil, üniversiteye de gitmemiş sanırım işleyişin nasıl olduğundan habersiz. Hatta burayı madde madde yazmak istiyorum izninizle.

1- Ayasofya restorasyonunu tarihçiler yapmaz, sanat tarihçileri ve arkeologlar beraber yaparlar. Tarihçiye restorasyon yaptırmak, bakkalı beyin ameliyatına sokmaya benzer. Hani belki okursunuz diye söyleyeyim sayın senarist, üniversitede tarihçilere öğretilen ilk şey “Bir duvarın niye yapıldığı ile tarihçi, nasıl yapıldığı ile sanat tarihçisi, neyden yapıldığı ile arkeolog ilgilenir”

2- Zeynep karakteri üniversitede asistan ”hoca”. O ne demek bilmiyorum, sanırım araştırma görevlisi kendisi. Nasıl araştırma görevili pek anlamadım. Sürekli olarak derse giren araştırma görevlisi mi olur? Yasak kardeşim yasak,. Eski ismiyle yardımcı doçent, yeni ismi ile Dr. Öğretim Üyesi olmayan kimse derse giremez. Cezası var. Bazen hocası yokken derse iştirak edebilir ama kendisine ders yazılamaz!

3- Zeynep, “her gün okula gitmiyorum, yoğun olmuyorum” diyor. Araştırma görevlileri, doçentler, profesörler aslında basit olarak memurdur. O işyerine iki gün gitmezsen, üç gün sonra kapının önünde bulursun kendini. Milleti kandırmayın.

4- Zeynep ve seviştiği hocası aynı odada oturuyor. Onca üniversite gezdim, hiç böyle bir şey görmedim. Yurtdışı üniversiteleri dahil. Hocaların kendilerine ait odaları olur. Hiçbir hoca asistanı ile aynı odada oturmaz! Yer yoksa beş asistan yine aynı odada oturur. Üniversitede hanginiz profesörün odasına asistan gördü yahu!

5- Müze soygunu sahnesi tam anlamı ile saçmalık! Türkiye’de tüm müzelerde güvenlik merkezden sağlanır. Gidip bir şeyleri kapatıp, ışınları (!) yok edemezsin. Kaldı ki ertesi günü de “Melabaaa, ben teknikerim” diye giremezsin. Neden Kültür Bakanlığı KPSS ile tekniker alıyor hiç düşündünüz mü acaba?

6- Müzenin ortasına “kendimi vurucam” diye silahla atlayamazsın! Kapıdan girerken, elek gibi delik deşik olursun. Türkiye’de olan müze güvenlik görevlileri özenle seçilir ve hepsinin “vur emri” vardır. Adam orada milyon dolarlık eşya koruyor, seni öyle X-Ray’den koşarak geçirtirler mi hiç.

7- Tespihten çıkan rakamlara bakıp “bu Osmanlıca” diyen zihniyeti okulun önüne yaklaştırmazlar. Orada sadece rakam yazıyor kızım. Osmanlıca, Arapça, Farsça ya da Kıptice ne fark eder. “2” nasıl hem Tükçe hem İngilizce’de “2” ise, o rakamlarda Osmanlıca ve Arapça’da aynı. Rakama bakıp nasıl anladın onun Arapça olduğunu?

Şimdi bana “gemici zihniyeti ile Titanik izlenmez” diyeceksiniz muhtemelen ama dizi bir tarih dizisi, bari yalandan da olsa bir danışmanlık alsaydınız. Kafanıza göre hareket ediyorsunuz sonra rezil oluyorsunuz.

Oyunculuklar İyi

Dizinin tek artı yönü oyunculukları sanırım. Çağatay Ulusoy yakışıklı adam. Akmasa da damlıyor ama bunda onun suçu yok. Senaryo, diyaloglar o kadar berbat ki hakikaten elinden geleni yapmış. Kendisini tebrik ediyorum. Resmen çöp bir rolü adama çevirmiş. Keza Okan Yalabık, dizinin ilk bölümlerine dünya tatlısı bir karakterden umursamaz bir katile dönerken o dönüşü o kadar tatlı yapıyor ki. Resmen döktürmüş. Zaten ne kadar yetenekli olduğunu tartışmaya gerek duymuyorum bile.

Yalnız tek bir isim resmen gönlümü fethetti. Mehmet Kurtuluş sen nasıl bir delisin. Nasıl bir oyuncusun ya. Resmen ölene kadar şaşırtıcı ilerleyişi ayakta tek başına tuttu. Ailesi öldükten sonra hissizleşen, tek ait olduğu şey bağlılık olan, hafif psikopat karakter nasıl oynanır deseniz ancak böyle derdim. Mehmet Kurtuluş keşke diziden çıkmayaydın da geri kalanlara oyunculuk dersi verseydin. Zaten kendisi Muhteşem Yüzyıl Kösem’de de Derviş Paşa rolünde diziyi ayakta tutan oyuncuydu.

Mehmet Yılmaz Ak, kötü polis rolünde çok iyi iş çıkartmış. Zaten Çukur’da ne kadar yetenekli olduğunu gördük kendisinin. Yurdaer Okur, gerçekten öldü mü bilmiyorum dizide. Ölmediyse iyi. Tiyatro kökenli olduğu için, izlerken bana çok tiyatral geldi ama Hazar Ergüçlü’nün yanında gömlek bile Oscarlık performans sergilemiş.

Neden Böyle Oldu?

Asıl sorumuz bu olmalı. Neden böyle oldu? Muhtemel senaristler üç saatlik dizi yazmaktan dolayı 40 dakikayı nasıl böleceklerini bilemediler. Zira senaryo yazmak aslında basit olarak bir matematik işidir. Bu yüzden senaryo hiçbir şey anlatmayan sadece soru sorduran şekilde kaldı. Ha bunun iyi örneği var mı? Var. Lost bunu yıllarca yaptı, ekmeğini yedi. Sen yapamamışsın rezil oldun, tüm olay bu.

Bir kere artık şunun farkına varılması lazım, burası ulusal kanallardan biri değil. Biraz sert olacak ama bu dizileri örgü örerken göz ucuyla dizisine bakan teyzeler ya da uyuklarken ara ara uyanıp diziye bakan amcalar izlemiyor. Buradaki seyrici daha etkin ve daha etkili. Netflix yatırımı yapmış, diziyi birçok ülkede hemen yayınladı zaten. Çok güzel İngilizce dublajını da yaptırmış. Sen ne yapıyorsun? Luke Cage sahnesinin aynısını!

Bu dizi ikinci sezona toparlanır mı bilemem, Üstad denilen ağır bir karakter girecek diziye. Muhtemelen sağlam bir oyuncu seçeceklerdir fakat dizinin düzeltilmesi gereken kısmı bu değil, acilen senaryonun düzelmesi lazım. Zira sadece benim kafamdaki sorular ile ikinci sezonu harcarlar. E Netflix çok tutmayan dizilerini zaten ikinci sezon sonunda iptal eder, yani muhtemelen dizi seneye bir çok soruyu cevaplamadan, yayın hayatına son verir.

Son Olarak

Yönetmenler konusuna geleceğim. Reklam geçmişi olan yönetmenler bu işi çok iyi kıvırıyorlar. Ben çok beğendim. Görüntü yönetimi harika, biz zaten bu işte artık belli bir standartı tutturduk. Şaşırmıyorum güzel görüntüler görünce. İstanbul güzel yansıtılmış, turistik reklam gibi olmuş. Oyunculuklar birkaç kişi özelinde iyi. Kadın karakterler çok zayıf, Hazar Ergüçlü dizinin en zayıf halkası olarak geldi şu an bana. Bu tempoyla zor.

Biz bu diziyi izleriz. Kimi Netflix’den izler, kimi korsan izler ama izler. Fakat ben sanmam ki bir Alman, bir Amerikalı oturup baksın bu diziye. İlk bölümlere bakar sonra unutur gider. Çoğu kişi çıkıp, “e ama iyi böyle dizilerin çekilmesi” diyecek olabilir. Ben de katılıyorum, Yaşamayanların bazı bölümleri çok hoşuma gitmişti mesela, fakat artık amatörlük devri kalktı. Endonezya sineması The Raid gibi aksiyon klasiği çıkartabiliyorsa, kusura bakma 80 yıllık Yeşilçam yapsın artık. Eğer yazamıyorsan destek alırsın, efekt yapamıyorsan gider başkasına yaptırırsın. Alper Çağlar nasıl Börü’nün görsellerini Almanya’da yaptırdıysa sen de hikaye konusunda git başka yerlerden destek al!

Son olarak görsel efektlere geleceğim. En büyük korkum efektlerde idi. Zira biz konuda iyi değiliz. Şaşırdım. Zaten çok fazla kullanılmamış ama gömlek giyildiğinde, gömlek çıkarken ana odak görsel efektteydi ve çok memnun kaldım. Bir tek Okan Yalabık’ın boğazına kalem sapladığı sahnede ufak bir sorun var ama o da kısa ve ekstra dikkat etmeseydim gözüme batmazdı muhtemelen.

İncelemenin sonuna gelirsem, aslında kötü olması için hiçbir sebep olmayan, ama çok ucuz ve becerilemeyen bir senaryo yüzünden vasatın üzerine çıkamamış bir dizi var karşımızda. Ben isterdim ki hep beraber “Vay Be” diyelim ama yine olmadı. Bunlar hep tecrübe diyeceğim ama başımıza hep aynı şeyler gelecekmiş gibi geliyor. Yine de Netflix’in Beren Saat ile çekeceği bir fantastik dizi daha var belki o güzel olur diyorum. Hakan’ın 2. sezonu çıksa izler miyim? Evet, ama Hakan’ın ikinci sezonunu deli gibi beklemem. Zaten unutulup gidecek muhtemelen.