Gerilim romanlarının usta ismi Stephen King’in herhangi bir kitabı filme uyarlandığında hep aynı korkuyla gidiyorum filmlere. Çok fazla filmi çekildi ve belki de yüzde 90’ı ‘meh’ kategorisinden öteye geçemedi. Hayvan Mezarlığı ise hali hazırda zaten çekilmiş bir filmi. Bu film 1989 filminin yeniden çekimi olmuş. Peki olmuş mu? Korkum yerli miydi, yoksa yersiz mi?

Korku Filmleri ve Sıradanlık Üstüne

Korku filmleri gerçekten zor bir sinema türü. Para kazanması kolay ancak kaliteli film çıkarması inanılmaz zor. Çünkü belli başlı birkaç yöntem vardı ve hepsini başkaları bir şekilde keşfetti. Jump Scare dediğimiz ani zıplamalarımız olsun, karanlıktan gelen kapı gıcırtısı sesleri olsun, aniden patlayan yıldırımlar eşliğinde sivri diş aydınlanması olsun vs vs. Klişelere bağlı kalmadan düzgün bir film çekmek gerçekten zor. İnsanların bildiği hikayelerle daha da zor. Çünkü izlediğin filmde ne olacağını bildiğin zaman biraz biraz korku faktörü de kayboluyor.

1989’daki Hayvan Mezarlığı filmi tam olarak bunu yanlış yapmıştı. Öncelikle korkutucu olması gereken kediyi nerdeyse şirin yapmışlardı. Kitaptaki çok şeyi bu düşünce ekseninde değiştirmiş, replikler ile oynamış, kitabın tüm korkutucu unsurlarını elinden alarak ‘sıradan’ kategorisinde 6.5 reytingi ile kendine yer edinmişti. Bakın ‘Hayvan Mezarlığı’ kitabı gerçekten korkutucu. Ürkütücü. Ben iki hafta yatağımın altına bakamamıştım korkudan, hatırlıyorum. O yüzden beklentilerim büyük olmasa da iyi olmasını umduğum bir filmdi.

Hayvan Mezarlığı

Filmin konusu basit. Yeni bir yere taşınan tipik bir Amerikan ailesi ve kedisi yeni bir hayata başlarlar. Evin kedisi bir şekilde ölünce onu gömmeye giden babaya başka bir mezarlık gösterilir ve oraya gömer. Gecesinde evin kedisini eve dönmüş olarak bulur. Ancak gelen şey aynı kedi değildir. Böylece olaylar gelişir. Sonrasında yaşanan trajik olayları ve mezarlığın ölüleri diriltme gücünü az çok tahmin edebilirsiniz. Kitaba hafiften sadık kalsalardı inanılmaz ürkütücü bir film olabilirdi.

Filmin genel iyi yönlerini saymak gerekirse; kedi faktörü. Kedi aşığı bir adam olan ben bile ‘awww’ modundan ciddi anlamda tiksinç moda geçtim. Ölümden dönen kedi ciddi anlamda bir şeytan figürü resmen. Aşırı ürkütücü yapmışlar. Aslında normal kedi işte. Oyunculuklar çok iyi ki Jason Clarke’ı ben çok seviyorum. Eşi Amy Seimetz de iyiydi. Omurgasal dezenformasyonları olan ablasını canlandıran Suzi Stingl da çok ürkütücüydü. Yönetmenlik güzeldi. Özellikle hayvanlarını gömecek çocukların ritüel sahnelerini çok beğendim. Makyajları, filmin genel anlamda düzenlemesini ve gerilim tırmandırmasını beğendim. O konuda kendini izletiyor.

Kötü yönlere gelirsek ise; Ellie. Evin küçük kızı ciddi anlamda sıkıntı verici bir tip. Film boyunca gıcık olma hissiyatı uyandırıyor sizde. En hafif tabirim bu sanırsam. Kitaptan çok şeyi değiştirmişler. Örneğin filmde ölecek önemli karakter değiştirilmiş. Rachel’ın ablası normalde omurgalarındaki sıkıntılar vs. derken kitapta ciddi anlamda ürkütücü bir figürdü. Büyük olması yine ürkütücü yapsa da kitaptakinin daha başarılı olduğunu söyleyebilirim. Filmin sonu farklı bitti mesela. Yaratıcı olmuş evet ancak kitaptaki son benim daha çok hoşuma gitti. Daha şairaneydi. Maalesef eleştirilerimi spoiler vermeden ancak bu şekilde ifade edebiliyorum.

Evcil Hayvan Uyarısı

Daha önce evcil hayvanları ölmüş olan insanların acısını anlayabiliyorum. Bir yakınını kaybetmişlerinkine de sadece empati duyabilirim. Sizler adına biraz sarsıcı bir film olabilir. Bunlar dışında filmin hikâyesi ile ilgili bir fikriniz yoksa izlemeniz güzel olabilir. Benim hep farklı bulduğum ve hoşuma giden bir tema olmuştur. Zevkinize göre filmin reytingi 6,7 – 7,2 arasında gidip, gelebilir. Sinema salonlarında iyi film kıtlığı yaşanan bugünlerde her filmi görmüş ve ekstra bir şey keşfetmek istiyorsanız fena bir seçenek olmayacaktır adınıza.

Ama siz sonra yine de kitabı okuyun.