1960larda ekrana gelen Lost in Space’in yeniden uyarlanması olan aynı adlı dizi, Netflix’te geçtiğimiz hafta yayımlandı. Bilim kurgu ve macera türünde karşımıza çıkan yapım, Netflix’in 2018’de en çok beklenen yapımları arasında yer alıyordu. Peki, bu merakla beklenen bu dizi beklentileri karşılamayı başardı mı? Elimden geldiğince bunun yanıtlarını vermeye çalışacağım.

lost in space sezon 1. incelemesi

Uzay Kostümlü Aile Draması

Genel olarak ele aldığımızda Lost in Space’e bir aile draması demek çok doğru. Dizi Robinson ailesinin bir koloni kurmak için uzaya gidişini ve uzayda mahsur kaldıklarında başlarından geçenleri anlatıyor. Dizinin konsepti ve özellikle hikâyesi dışardan baktığımızda oldukça ilgi çekici gözüküyor. Fakat işler detaya indiğimiz de hiç de öyle değil. Çünkü dizi çoğu zaman elindeki bu gizem dolu hikâyeyi boşuna harcıyor. Bir bilim kurgudan çok bizlere, üzerine uzay kostümü geçirilmiş bir aile draması izletmekten öteye geçemiyor. Yani “evet bilim kurgu izliyorum” dediğiniz anlar, on bölümlük bir dizi olduğunu düşündüğümüzde, oldukça az. Dizinin tamamı uzayda geçiyor ve sadece dünyaya belli başlı flashbackler (geriye dönüşler) ile geçiş sağlıyoruz. Ancak dizinin tümünün uzayda geçmesi bile “aile draması” konseptinden kurtulup kaliteli bir bilim kurguya dönüşmesini sağlayamamış.

lost in space sezon 1. incelemesi

Düz Oyunculuklar

Dizi oyunculuklar konusunda da maalesef vasatı aşamıyor. Dizide aktif olarak gördüğümüz çok sayıda karakter var. Fakat oyunculukları ile öne çıkanlar ise oldukça az. House of Cards’tan tanıdığımız Molly Parker (Maureen Robinson) oyunculuğu ile dizinin büyük bir kısmını taşımayı başarmış. Ayrıca Robinson ailesinin en küçük üyesi Will Robinson’u canlandıran Maxwell Jenkins de oldukça başarılı bir oyunculuk sergilemiş. Don West rolüyle izlediğimiz Ignacio Serricchio da dizinin mizahi yükünü tek başına sırtlamış. Gerçekten sıkıldığımı hissettiğim anlarda, yaptığı eğlenceli hareketler ve şakalarla biraz olsun eğlenmemi sağlamayı başaran karakter kendisi oldu. Bunun dışındaki tüm oyuncuların işlerinde başarısız olduğunu söylemek zorundayım. Hareketleri ve tavırlarıyla aşırı sıradan oyunculuk kaynıyor dizi. Tabii ki bunda klişe karakter yazımının rolü çok büyük fakat oyuncular da bu klişelikten kurtulmak için pek çaba sarf etmemişler.

 lost in space sezon 1. incelemesi

Klişeler Serisi

Klişe demişken oradan devam edeyim. Dizi o kadar çok klişeye sahip ki, sırf klişeler üzerine ayrı bir yazı çıkartabilirdim. Fakat bariz olan ve dizinin kalitesine doğrudan etki edenlerden bahsedeceğim daha çok. Öncelikle dizinin aşırı tahmin edilebilir bir hikâyesi var. Böyle uzayda geçen bir bilim kurgu dizisine göre, ölen karakter sayısında oldukça büyük bir yanlışlık var. Ölen karakterler de “neden kimseye bir şey olmadı?”  diye sormayalım diye ölüyorlar, yani çok önemsizler. Bir yerden sonra özellikle Robinson ailesinin “hikaye kalkanı” altında olduğunu hissediyorsunuz. Bu ayrıca diğer karakterler için de geçerli. Karakterlerin başına kötü bir iş geleceğini düşünmenizi sağlayamıyor dizi. Ayrıca dizinin aşırı klişe bir kötü karakteri de bulunuyor. O da Doktor Smith. Bir kere bu karakterin kimliğini gizleyerek gemiye sızmış olması oldukça klişe. Yani her gemide içeriye sızan kötü niyetli birisi olmak zorunda sanırım. Ayrıca, Will Robinson’un küçük yaşından ve masumluğundan faydalanarak planlarını yürütmesi de artık 2018’de olduğumuz için, çok fazla sırıtıyor. Robinson ailesi de dizinin belki de en büyük klişesi. Ailenin üç çocuğu belli kalıplara oturtulmuş. Will Robinson bilime aşırı meraklı küçük bir çocukken, Judy doktor olma hayali taşıyan bir genç kız. Penny ise ailenin sorunlu kızı, edebiyat ve kitaplar sayesinde mutlu olabiliyor. Ailenin babası John ise, ailesini terk edip sonrasında pişman olan baba figürü. Her şey o kadar basit ve klişe ki, izlerken bu dizinin 2018’de yapıldığına inanmakta büyük güçlükler çekeceksiniz. 2000’lerin başında çıksaydı belki de çok fazla sevebilirdik, bilmiyorum. Fakat 2018’de insanları böyle basit senaryolarla kandırmak ne yazık ki mümkün değil.

 lost in space sezon 1. incelemesi

Odak Sorunu Seyir Zevkini Baltalıyor

Dizinin önemli sorunlardan bir tanesi de odak kaybı yaşaması. Özellikle ilk iki bölüm ve son iki bölüm dışındaki tüm bölümler ne anlatmaya çalıştığının bile farkında değil. Bazı bölümlerde gereksiz bir sahnede çok fazla zaman harcanırken, bazı bölümlerde gereksiz diyaloglarla süre uzatılmaya çalışılmış. Yani dizinin on bölüm olması için ekstra çabalara girildiğini anlayabiliyorsunuz. Sanki birisi tarafından buna zorlanmış gibi hissettim izlerken. On bölüm yapmak yerine beş veya altı bölümlük bir mini dizi olsaydı diziye bakışım olumlu anlamda değişebilirdi. Ama maalesef artık böyle bir şansımız yok.

lost in space sezon 1. incelemesi

Robot Olmuş İşte

Dizinin en önemli ve nadir ilgi çekici noktalarından biri olan robottan ise ayrı olarak bahsetmek istiyorum. Evet, dizide Brian Steele’in sesiyle izlediğimiz bir de robot bulunuyor. Lost in Space’in reklam çalışmalarında bu robot çok sık kullanılmıştı ve açıkçası dizinin de en güzel taraflarından bir tanesi de kendisi. Bir kere robotun tasarımı gerçekten başarılı, detaylara gösterilen özen vs. oldukça yerinde. Hikâyedeki rolü de oldukça iyi tasarlanmış. Hem görsel, hem de hikâyesel anlamda en çok merak edeceğiniz şey robot olacaktır, bundan eminim. Bazı anlarda dizi robota çok fazla odaklanıp asıl hikâyesini unutsa da, sonunda bunların bir sonuca bağlanması ve robotun birdenbire önem olarak tepe noktaya çıkmasını çok beğendiğimi söyleyebilirim.

 lost in space sezon 1. incelemesi

Görsel Bir Başarı

Robotun görselliği dışında, dizinin genel olarak görselliğine de değinmek gerekiyor. Evet, rahatlıkla söyleyebilirim ki dizinin en başarılı tarafı görselliği. Az önce bahsettiğim robota ilave olarak her görsel detayda başarı sağlanmış. Tabii ki bir Hollywood kalitesi beklememek gerekiyor. Ancak sınıfı geçmeyi başarıyor. On bölümlük bu macerada birçok farklı mekânı görebiliyoruz. Hepsi de oldukça başarılı tasarlanmış. Bu da bizi monotonluktan çıkartıp farklı şeyler izlediğimizi hissettirebiliyor. Görsellik bu noktada diziye büyük bir fayda sağlıyor. Ayrıca uzay gemisi ve uzay kıyafetleri gibi kritik detaylar da es geçilmemiş. Gerçekten görsel anlamda özenli bir iş olduğunu kabul etmem gerekiyor. Keşke bu özen görsellik dışında, diğer konularda da gösterilseymiş.

Sonuç olarak Lost in Space büyük bir hayal kırıklığı. Bilim kurgu severler bu diziden kesinlikle uzak dursun. Büyük bir ihtimalle harcadığınız zamana acıyacaksınız. Diziyi izlemek için tek bir sebep varsa o da görselliği. Aşırı boş vaktiniz varsa, ben detaylara takılmam, klişe hikâye ve iyi görsellik olsun yeter diyorsanız, ancak o zaman Lost in Space’e bir göz atmanızı öneririm.

Hâlâ izlemeyi düşünen varsa, şimdiden iyi seyirler dilerim.