Yepyeni bir film incelemesinden hepinize merhaba Saklı Kumanda takipçileri. Bugün tam 40 yıl sonra geri dönen bir seri katili ele alıyoruz. Cadılar Bayramı gecesinin korkunç kurgusal karakteri Michael Myers 40 yıl aradan sonra yeniden öldürmeye başlıyor. Aradan geçen yedi filmlik bir serial ve iki yeniden çevrimi reddeden David Gordon Green, serinin ilk yönetmeni John Carpenter ile iş birliği yapıyor. Hikaye olarak yalnızca 1978 yapımı Halloween (Yön: John Carpenter) ile bağlantısı bulunan Cadılar Bayramı bu anlamda serinin ikinci ve son filmi olarak kabul ediliyor. Ben de sizler için bu seriyi sona erdiren devam filmini değerlendirdim. Merakla beklediğimiz, Amerika’da vizyona girdiği hafta gişe zirvesine oturan ve Venom’un ardından tüm zamanların en iyi ikinci ekim ayı açılışını gerçekleştiren Halloween incelemesi ile karşınızdayım.

Halloween İncelemesi

Filmin Kısa Öyküsü

Öncelikle filmin hikayesinden ve kısa özetinden bahsetmek istiyorum. 1978 yılı Cadılar Bayramı gecesi kendi ablası da dahil beş kişiyi öldüren Michael Myers akli dengesini yitirmiş ve suç işlemiş kişilerin gözetimde tutulduğu özel bir hapishanede bulunmaktadır. Onun da içinde bulunduğu bir grup mahkum başka bir tesise nakledilirken bir trafik kazası yaşanır. Myers böylece hapisten kaçmayı başarır. Myers’ın hapisten kaçmasını isteyen başka biri daha vardır. 40 yıl önce acımasız katilin elinden sağ kurtulabilmiş tek kişi Laurie Strode. Katilin yeniden peşine düşeceğine inanan Laurie ailesi tarafından dışlansa da bugün için büyük bir hazırlık yapmıştır. Michael Myers, ona göre yarım kalan işini tamamlamak için kasabaya dönüyor. Böylece Laurie ailesini korumak, intikamını almak ve bu acımasız katili yok edebilmek için aradığı fırsata kavuşuyor.

Duayen oyuncu Jamie Lee Curtis’i yeniden efsaneleşmiş Lauire Strode olarak karşımıza çıkaran filmin yönetmen koltuğu bu kez David Gordon Green’e emanet edilmiş. Senaryoda ise yönetmenin yanı sıra Danny McBride’ın da imzası bulunuyor. Nick Castle, Judy Greer, Will Patton, Andi Matichak, Virginia Gardner, ve Haluk Bilginer’in oyuncu kadrosunda bulunduğu Halloween filminin müzikleri ise önceki filmin yönetmeni John Carpenter’ın elinden çıkmış.

Halloween İncelemesi

Film Göze Nasıl Hitap Ediyor?

Görsel anlamda çok doyurucu bir iş ortaya çıkmış diyebilirim. Korku gerilim türünün bir gereği olarak soğuk ve donuk atmosferler üretiliyor. Yalnızlığın, korkunun ve dehşetin birazdan yaşanacağı sahneler buna hazırlık niteliğinde bağlayıcı ve pekiştirici şekilde düzenlenmiş. Vahşetin ve şiddetin gösterimi konusunda ise tepki çekmeyecek bir tavır sergilenmiş. Olaylar henüz yaşanmadan ya da yaşandıktan hemen sonra gösterilen şiddet içerikleri montaj becerisiyle birleşince perdede tiksinti uyandıracak ya da dehşete düşürecek yoğun vahşet sahneleriyle -bir iki sahne dışında- neredeyse karşılaşmıyoruz.

Görsel efektlerin tatminkar olduğunu söyleyebilirim. Işık ve gölge kullanımı serinin ilk filmine oranla daha başarılı olsa da birkaç kez doğrudan perdeye vuran fazla ışık, seyirciyi yoğun film deneyiminden koparabilir. Son olarak oyuncuların yüzlerinin hiçbir şekilde hasar görmemesi sorunu ne yazık ki Halloween filminde de aşılamıyor. Hollywood’un, oyuncularının muhteşem yüzlerini ısrarla koruması kuralı bu filmde işlemeye devam ediyor. Yüzlerinin duvarlara ve kapılara defalarca vurulduğu karakterlerin yalnızca gözlüklerinin kırılması az da olsa dikkat çekiyor. 40 yıllık bir intikamı ele alan, inandırıcı detaylarla süslenmiş böylesi bir filmden beklenmeyecek bir tutum diyebilirim.

Halloween İncelemesi

Karakterlere Dair

Filmin neredeyse ilk 40 dakikası, zaman zaman karakter tanıtımlarıyla ve yeni karakterlerin hikayeye dahil edilmesiyle geçiliyor. Buna karşın Laurie ve kızı Karen dışında derinlemesine tanıtılan, hikayedeki yeri konusunda açık ilişkiler kurulan ve farklı boyutları ile ele alınan karakter bulunmuyor. Öyle ki Michael Myers’ın geçmişte işlediği suçlar bile diyalog aralarına sıkışıp gidiyor.

Haluk Bilginer’in canlandırdığı Dr. Sartain’in, serinin ilk filmindeki Dr. Loomis’in yerine atandığı çok ufak bir detay gibi yüzeysel işleniyor. Çalışmaları ya da Myers takıntısı hakkında hiçbir şey söylenmeden yalnızca onu korumaya çalışan bir doktor figürüne dönüşüyor. Her ne kadar bir devam filminin önceki filmlere referanslarla dolu olması beklenmese de aradan geçen 40 yılı da göz önünde bulundurmakta fayda var. Karakter ve diyalog tasarımı bu şekilde bırakıldığında izleyicinin kafasında “nereyi anlamadım” ya da “neyi kaçırdım” gibi soru işaretleri oluşması gayet doğal olacaktır. Karakterlerin kim olduğu, 40 yıl önceki vahşetle bağlantısı, neyi araştırdığı ya da kimin tarafında olduğu anlaşılana kadar Myers çoktan kasabaya gelmiş ve öldürmeye başlamış oluyor diyebilirim.

Halloween İncelemesi

Beklentiler ve Sonuçlar

Sıradan bir korku filminden çok da fazlasını vaat etmeyen Halloween, esasen izleyicisine bundan daha fazlasını veriyor diyebilirim. Müzik ve ses kullanımının üst düzey işlendiği filmin kurgusu da çok çarpıcı ve sert. Tempoyu yer yer tırmandırıp yer yer düşüren filmin düşünmeye fırsat vermesi, hikayeyi daha kolay tamamlayıp olayları daha bilinçli bir şekilde takip etmemize olanak tanıyor. Bir korku filminin olmazsa olmazlarından biri olan ters köşelerin aşırıya kaçmadığı ve heyecanlandıran sahnelerle başarılı şekilde işlenmesi seyir zevkini artırıyor. Genç oyuncuların başarılı performansları ve filmdeki tek çocuk oyuncunun hem komik hem de başarılı oyunculuğu görmeye değer. Bu kadar korku ve gerilimin arasında eğlendirmeyi de başarabilmesi ve dozunda bırakması açısından Halloween, bir devam filminden beklenen işlerin neredeyse tamamının altından başarıyla kalkmış diyebilirim.

Kadın karakterlerin bu denli aktif roller üstlendiği ve av olmaktan avcılığa geçiş yaşadığı filmler görmek zor. Üretilse de başarıları tartışılacak seviyede kaldığı için böyle büyük bir yapımda kadın karakterlerin önemli temsiller üstlendiğini görmek de ayrıca umut ve mutluluk verici. Irk ve cinsiyet konularında büyük sözler etmeyen bir film. Ancak ürettiği söylemin de ağırlıklı olarak yapıcı yorumlar aldığı düşünülürse Halloween, klasik radikal Amerikan korku filmlerinden de farklı bir noktada duruyor.