Hollywood’un tıkandığında yeniden çekip piyasaya sürdüğü sayılı içeriklerden biri Robin Hood’un hikâyesi. Bu içeriğin dişe dokunur son örneğini Russell Crowe’un başrolünü, Ridley Scott’un yönetmenliğini üstlendiği 2010’da vizyona giren aynı adlı yapımda görmüştük. Baş karakterin motivasyonu açısından birazcık Braveheart’ı andıran bu vasat yapımda ciddiyet ön plandayken 11 Ocak Cuma günü vizyona girecek olan vasatın altında yeni Robin Hood filmi ise Marvel filmlerini aratmayan bir temayla karşımıza çıkıyor.

İncelemede sürprizbozanlara (spoiler) yer vermeyeceğim. Çünkü filmin sığ içeriği sürprizbozansız eleştiri yapmayı mümkün kılıyor.

Öncelikle kabul etmem lazım ki yeni bir Robin Hood temasıyla karşı karşıyayız. Özgün değil, ama yeni. Ormanda saklanıp çetesiyle beraber asilik yapan klasik Robin Hood karakterinin aksine Taron Egerton’ın canlandırdığı karakter Nottingham Şerifi’yle olan mücadelesinde tıpkı bir süper kahraman gibi iki ayrı kimliğe bürünüyor; biri zengin Lord Loxleyli Robin, diğeri ise Hood. Robin’ken soylu lordların arasına karışıp kötü adamların planlarını öğreniyor, Hood’ken ise hepimizin bildiği gibi zenginden alıp fakire veriyor.

Filmdeki en büyük sıkıntının kötü adamın motivasyonundan kaynaklandığını düşünüyorum. Robin Hood’un Nottingham Şerifi’ne karşı çıkmak için pek çok nedeni varken Nottingham Şerifi’nin neden bu kadar kötüişlere bulaştığı hakkında film bizi pek de bilgilendirmiyor. Loxleyli Robin kimliğindeyken kahramanımızın Nottingham Şerifi ile olan sohbetlerinden birinde her ne kadar şerifin yaptıkları için sağlam bir nedeni varmış gibi görünse de olanları meşru kılacak kadar güçlü olamıyor maalesef bu sebep.

Ve ne yazıkki filmin tek sorunlu karakteri Nottingham Şerifi değil. Yazarın diğer karakterlerin derinliğinden çok tiplemelerine özen göstermesi maalesef diğer karakterlerin filmi taşımasına engel oluyor. Robin Hood’un Marian’la olan ve yakın zamanda benzerini Aquaman’de de gördüğümüz yüzeysel, klişe aşk ilişkisi Marian’ı canlandıran Eve Hewson’ın donuk oyunculuğuyla da birleşince romantik sahneleri çekilmez kılıyor. Filme özensiz serpiştirilen bu romantik sahneler belli sekansların olay örgüsünü bozmakla kalmayıp karakter devinimini de baltalıyor.

Loxleyli Robin’imizin Haçlı Seferi’nde tanıştığı filmin bir başka yüzeysel karakteri de Jamie Foxx tarafından canlandırılan Little John. Evet, Robin Hood Haçlı Seferi’ne katılıyor. Önce biraz ondan bahsedelim: filmin başındaki muharebe sekansının biraz utanç verici olduğunu itiraf etmem gerek. Uçarı ekipmanların kullanıldığı bu sekans İkinci Dünya Savaşı filmlerini andırıyor. Kısa süren bu sekansın amacı ise Robin ile Little John’un yollarını kesiştirmek. Fragmanlarda da gösterildiği gibi Little John Robin’e okçuluk dersi veriyor ve abes kaçacak kadar çok ama çok kısa sürede Robin Hood kendini geliştiriyor.

Filmde muhtemelen dikkat edeceğiniz bir başka şey ise Loxleyli Robin’imizin şehirde dolaşan asi Hood olduğunun çok bariz olması. Ancak karakterlerin hiçbiri yaşanan olaylar arasında bağıntı kuramıyor ve bu da filmin kendi içindeki gerçekçiliğini sarsıyor.

Filmin sonu ise bir devam filminin geleceğinin sinyalini vererek şahsen beni şaşırttı. Peki bu doğru bir karar mı? Kesinlikle değil. Planlanan bütçenin gerisinde kalıp sonunun Eragon’a benzemesi ise kuvvetle muhtemel.

Peki bu filmin hiç mi güzel yanı yok? Tabii var fakat kötü yanlarını saymaktan sıra gelmedi ki. Misal, film müziklerini oldukça başarılı buldum; filmin fantastik atmosferini yansıtmada ve o izleyici o atmosfere çekmede büyük rol oynuyor arkaplan müzikleri. Filmi sonuna kadar izleten en büyük etken ise oyunculuklar kanımca. Zaten başrollerde Taron Egerton, Jamie Foxx ve Ben Mendelsohn gibi büyük isimler var. Özellikle bu üç oyuncu içi boş karakterleri oyunculuklarıyla doldurmayı beceriyor. Aksiyon sahneleri ise tekrara bağlanıyor olsa da profesyonel ve akıcı çekimlere sahip.

Eğer anlamsız ve boş bir aksiyon filmi izlemek, AVM’deki boş vaktinizi değerlendirmek falan istiyorsanız yeni Robin Hood filmine gitmenizi öneririm. Beklentinizi düşük tutmanız filmden az da olsa keyif almanızı sağlayacaktır kanımca. Filmi vizyondayken kaçırırsanız da ilerleyen zamanlarda ATV’nin yahut TV8’in akşam kuşağında karşınıza çıkacağından neredeyse eminim.