Yeni haftanın yeni SineDosya’sından hepinize merhaba sevgili Saklı Kumanda takipçileri. Bildiğiniz gibi SineDosya’da büyük tutkumuz Büyülü Fener’in gösterdiği muhteşem yapıtları, anlattığı harika hikayeleri, zihnimizde yarattığı etkileri ya da hayatımıza dokunmayı başaran filmleriyle ele alıyorum. Bu hafta, 123 yıllık devasa sinema tarihin farklı teknikleri denemiş, farklı hikayeler anlatmış ya da farklı ortak noktalarda buluşmuş mensuplarını derlediğim listemiz SineDosya’nın onuncu sayısına gelmiş bulunuyoruz. Bu sayıda ise son yirmi – yirmi beş yıl içinde çekilmiş siyah beyaz filmleri ele alacağım. Sinemanın renkli döneminde, son model teknolojileri ve gerçeğe en yakın renkleri kullanabilecekken tüm bunları reddeden filmleri derleyeceğim. Dilerseniz artık minimalizme, eskiye, nostaljiye ve belki de sinemanın çok daha güçlü olduğu siyah beyaz döneme öykünen filmleri sıraladığım listemize geçelim. İşte karşınızda renkli dönemin siyah beyaz filmleri.

Renkli Dönemin Siyah Beyaz Filmleri

1- Marjane Satrapi, Vincent Paronnaud – Persepolis (2007)

Yıl 1970. Yer: İran. Marjane Satrapi, gencecik gözlerle İran rejiminde ve toplumsal yaşamında olan bitenleri küçük bir kız gözünden izlemektedir. O güne kadar yazılıp çizilen onca şeyin ardından bir kez de küçük bir kızın penceresinden bakmanın farklı tadını perdeye yansıtıyor bu gözlem. Marjane’in ailesi İran’da yaşanan devrim karşısında çok mutludur. Ekonomik ve toplumsal yaşam standartları açısından artık yeni umutlar filizlenmiştir. Onca zor zamandan sonra artık demokratik bir yönetim anlayışına kavuşacaklarını düşünen İranlılar hayal kırıklığı yaşarlar. Bu kez de ülkede mollaların zamanı başlamıştır. Bu karanlık dönemleri Marjane’in penceresinden anlatan Persepolis animasyon başyapıtı olarak nitelendiriliyor. Seslendirme kadrosunda Sean Penn vev Iggy Pop gibi isimler barındıran bu canlandırma film, sert anlatı yapısı ve bir an bile dikkat kaybettirmeden izleten kurgusuyla muhteşem bir taşlama.

Renkli Dönemin Siyah Beyaz Filmleri

2- Luc Besson – Angel-A (2005)

Filmin esas kahramanı Andre, kendi alanında pek de yetenekli olduğu söylenemeyecek bir dolandırıcıdır. Şehirde yaşayan insanların neredeyse yarısına on binlerce dolar borcu vardır. Alacaklı belalıları peşini bırakmazlar. Can güvenliği tehdit altındadır. Aklına kurtuluş yolu olarak konsolosluğa başvurmak gelir ancak her ne kadar o kendini teknik açıdan bir Amerikalı olarak görse de sistem farklı işlemektedir. Andre hapse girmeyi bile göze almıştır ancak tam da o anda hayatına Angela adında mucize bir kadın girer. O andan itibaren Andre’nin hayatı değişmiş ve mucizelerle dolmuştur. Paris’te yaşanmış en garip aşk hikayelerinden birine ve Luc Besson filmografisinin en sıra dışı örneğine göz atmak isterseniz kesinlikle pişman olmazsınız.

Renkli Dönemin Siyah Beyaz Filmleri

3- Ana Lily Amirpour – A Girl Walks Home Alone at Night (2015)

İran’da bulunan Bad City kasabası dünyanın geri kalanından soyutlanmış, suçla örülü bir yerdir. Özellikle de gece çöktüğünde kasaba, fahişeler, uyuşturucu satıcıları ve kadın tüccarlarının olur. Ancak bu tekinsiz kabanın sokaklarında geceleri yapayalnız gezinen bir başka figür daha vardır; bir kadın vampir. İran’ın bu ilk vampiri, kasabayı tüm lanetlerinden arındırmak için suçluların peşine düşer. Arash ise, hayatta belki de en kıymetli varlığı olan klasik arabasını, uyuşturucu bağımlısı babasının borçları nedeniyle satan genç bir adamdır. Arash bir gece arabasını sattığı kişiden geri almak için evine gittiğinde adamın ölmüş olduğunu fark eder. Böylece, olay mahalinde tüm soğukkanlılığıyla bekleyen vampir ile aralarındaki tuhaf ilişki başlamış olur. Ana Lily Amirpour ilk uzun metraj filminde Yeni İran Sineması’nı türler arası bir yolculuğa çıkararak yılın en ses getiren yapımlarından birine imza atmıştı. Türler ve klasiklerle kalmayan referanslar siyasi ve popüler boyutta göndermelerle birleştiğinde Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız, seyir zevki yüksek bir filme dönüşüyor.

Renkli Dönemin Siyah Beyaz Filmleri

4- Tony Kaye – American History X (1998)

Geçmişin Gölgesinde, öldürülen babasının intikamını almaya çalışan bir gencin hikayesini anlatıyor. Babasının uyuşturucu satıcısı bir siyahi tarafından öldürülmesinden sonra Derek faşist bir çetenin önemli bir üyesi haline gelmiştir. Babasının ölümünün intikamını bu örgütün, kendileri gibi olmayanlara karşı yaptığı saldırılar ve tacizlerle almaya çalışan Derek, bir gün, arabasını çalmaya çalışan iki siyahı öldürür ve hapse girer. Bu süreçte küçük kardeşi Danny de ağabeyinin izinden gitmeyi seçer. Derek hapiste geçirdiği süre boyunca bambaşka bir adam olmuş, yaptığı hatalardan pişmanlık duymuştur. Artık Neo – Nazi bir dazlak değildir ve tek amacı kardeşini bu yanlış yoldan geri döndürmeye çalışmak olacaktır. Yönetmen Tony Kaye’in oldukça ses getiren bu ilk uzun metraj filminin başrollerinde Edward Norton ve Edward Furlong bulunuyor. Politik boyutları ve şiddet içeren sahneleriyle çok tartışılan bu film oldukça sert bir dile sahip.

Renkli Dönemin Siyah Beyaz Filmleri

5- Tim Burton – Frankenweenie (2012)

Victor, sevgili köpeği Sparky’yi aniden kaybedince, en iyi dostunu tekrar yaşama döndürmek için bilimden yardım alır ve başarır. Ama yarattığı Sparky orijinalinden birazcık farklıdır. Victor köpeğini evde saklamaya çalışır ama Sparky gün yüzüne çıkınca, Victor’un çevresindeki herkes bu yeni yaşam ihtimalini keşfetmek için mücadele vermeye başlar. Stop – motion animasyon tekniğinin ustası Tim Burton’ın 1984’te çektiği 29 dakikalık kendi kısa filmi Frankenweenie’nin 2011 teknolojisi ile yeniden uyarlaması olan bu yapım, bir erkek çocuğu ile onun köpeğinin sevimli hikayesini sinema perdesine taşıyor. Fikir babası yönetmeni ve yapımcısı Tim Burton olan projenin senaryosu ise John August’a ait. Siyah-beyaz ve 3 boyutlu olarak çekilen filmin orijinal seslendirme kadrosunda Winona Ryder, Martin Short, Catherine O’Hara, Martin Landau, Charlie Tahan gibi isimler yer alıyor.

Renkli Dönemin Siyah Beyaz Filmleri

6- Michel Hazanavicius – Artist (2011)

Oscar ödüllü Artist filmi 1920’lerde yaşanan büyük bir gelişmeyi konu alıyor. Sinema filmleri artık sesle kaydedilmeye başlanıyor. Dönemin en karizmatik aktörleri arasında yer alan George Valentin (Jean Dujardin) de sesin beklenmedik biçimde sinema perdesine yansımasından payına düşeni alıyor. 2011 Cannes Film Festivali’nin en gözde yapımlarından olan The Artist, başrol oyuncusu Jean Dujardin’e George Valentin performansı ile “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü kazandırdı. Film sinema sanatının sessiz dönemine bir saygı duruşu niteliğinde diyalogsuz, sessiz, siyah beyaz ve saniyede 22 kare ile çekildi. Altı dalda Oscar adayı olup beşini kazanan bu filmin yazarlığını ve yönetmenliğini ise Michel Hazanavicius üstleniyor.

Renkli Dönemin Siyah Beyaz Filmleri

7- Mathieu Kassovitz – La Haine (1995)

Ülkemizde Protesto adıyla gösterime giren La Haine, şiddetli bir isyanda rol alan 3 gencin hikayesini anlatıyor. Paris’in gettolarında hararetli saatler yaşanmaktadır. Grup halinde dolaşan yerel gençlerle, çevreyi kuşatan polisler arasında bir gerilim vardır. Mahallenin gençlerinden Abdel, polis soruşturması sırasında işkenceye maruz kaldığı için hastanede ölüm döşeğinde yatmaktadır. Abdel’in arkadaş grubundan Vinz, Abdel’in ölmesi durumunda bir polis vurmaya ant içer…Tartışmalı konusu ve son derece yaratıcı estetiği ile olay yaratmış bir çalışma olarak karşımıza çıkan Protesto neredeyse kusursuz bir film.

Renkli Dönemin Siyah Beyaz Filmleri

8- Darren Aronofsky – Pi (1998)

Max, çılgın olduğu kadar dahi bir matematik meraklısıdır. Matematiğe ve özelikle de pi sayısına karşı oluşturduğu takıntısı, onun tüm hayatının gidişatını belirlemektedir. Max, on yıldan beri tüm doğanın ölçülebilir bir kodlama sistematiğine sahip olduğunu düşünmektedir. Artık tek amacı doğanın bu büyük sırrını çözmektedir. Max, elindeki verilerle karşısındaki problemin çözümüne kalkışır. Ancak adım adım vardığı sonuç, onu problemin tam da ortasındaki değişken yapacaktır. Max’ın vardığı nokta, dünyayı temellerinden sarsacak kadar yenilikçidir. Max, bu sonuçları saklamalıdır. Yeni dönem Amerikan sinemasının en heyecan verici yönetmenlerinden biri olarak kabul edilen Darren Aronofsky’nin takıntı odaklı filmi, bir ilk film olarak büyük bir beğeniyle karşılanmıştı. Filmin baş rolünü ise, tek kişilik şovunu sergileyen Sean Gullette üstleniyor ve harikalar yaratıyor.

Renkli Dönemin Siyah Beyaz Filmleri

9- Onur Ünlü – Sen Aydınlatırsın Geceyi (2013)

Cemal, Manisa’nın Akhisar kasabasında babasıyla yaşayan ve kendi berber dükkanında çalışan bir adamdır. Kendi halinde gibi görünen Cemal’in içine bir sıkıntı çöker, kendisi bile ne olduğunu bilemez. Öte yandan hemen hemen herkesin birbirini tanıdığı bu kasabada, gayet sıradan gibi görünen insanların olağanüstü güçleri vardır. Kimi zamanı durdurur, kimi duvarların ardını görür, kimi ölümsüz. Ama hiçbiri de süper kahraman değildir. Herkes her şeyi bilir ve normal hayatına devam eder. Onur Ünlü’nün bu filminde de fantastik ve absürd dram türleri arasında gidip gelen bir yapıya sahip. Oyuncu kadrosu Ali Atay, Ahmet Mümtaz Taylan, Damla Sönmez, Serkan Keskin, Nadir Sarıbacak, Cengiz Bozkurt, Demet Evgar, Ercan Kesal ve Tansu Biçer gibi önemli isimleri barındıran filmin senaristliği de yine Onur Ünlü’ye ait. Son dönem Türk sinemasının özgün işlerinin başında gelen Sen Aydınlatırsın Geceyi edebi bir üsluba sahip.

Renkli Dönemin Siyah Beyaz Filmleri

10- Bela Tarr – A Torinói Ló (2011)

1889 yılında, Almanya’nın büyük düşünürlerinden biri olan Friedrich Nietzsche, İtalya’nın Turin dolaylarında çıktığı bir seyahatte ilginç bir olay ile yüz yüze gelecektir. Bir atın kırbaçlandığına şahit olan filozof bu olay sonrasında bir ay yatağından çıkmayacak, çok ciddi sağlık ve ruh problemleri yaşayacak ve yedi yıl sonra da yaşama gözlerini yumacaktır. Peki o ata ne olmuştur? Bela Tarr son filmim dediği The Turin Horse (Torino Atı)’u kendine yakışır bir biçimde Nietzsche ile başlatıyor. Aslında bu eser başlı başına bir Nietzsche filmi olarak bile nitelendirilebilirdi fakat Nietzsche’nin meşhur kırbaçlanan at hikayesini siyah arka plan üzerine bir dış ses aracılığıyla anlatmaya başlayan Béla Tarr’ın asıl merak ettiği atın akıbeti oluyor. At metaforu üzerine eğilen, Macar sinemasının en önemli yönetmenlerinden Bela Tarr iyi ve erdemli davranışların (ve Nietzsche’ye göre Tanrı’nın) ölümü üzerine düşünmemizi sağlıyor.

Evet böylece bu hafta da SineDosya’nın sonuna geliyoruz. Macaristan’dan İran’a, vampirlerden ölü köpeklere geniş bir skalada ve siyah beyaz çekilmiş filmleri ele aldık. Sinemanın sessiz ve renksiz dönemine birer saygı duruşu olarak nitelendirilebilecek bu filmler esasen rengin (ve kimi zaman sesin) gücünü kullanmadan da büyük şeyler söylenebileceği üzerine birer kanıt. Sinemanın saf ve dolaysız yönüne eğilen ve özellikle burada durmayı seçen yönetmenlerin bu filmlerini ayrıksı örnekler olarak derledim. Haftaya bambaşka bir konu ve dosyayla görüşünceye dek görüşmek üzere. Şimdiden iyi seyirler dilerim. Kumandayı aramaya devam.

Önceki SineDosya’ya Buradan Ulaşabilirsiniz

SineDosya #9 Anime Filmler