Danimarka yapımı The Rain Netflix’te 4 Mayıs tarihi itibariyle yayınlanmaya başladı. Gerilim, macera türünde karşımıza çıkan dizi, kıyamet sonrasında geçen konusuyla dikkat çekmeyi başarmıştı ve belli bir kitle tarafından merakla bekleniyordu. Konu olarak ele aldığımızda canlı hayatını sona erdiren bir yağmuru ve bu yağmurun ardından hayatta kalan insanların yaşama mücadelesini izliyoruz. Peki, ilgi çekici bir konsepte sahip olduğu düşünülen yapım, yarattığı heyecanın altından kalkmayı başarabiliyor mu? Gelin detaylara hep birlikte bakalım.

Açılış Güzel

The Rain daha ilk bölümünden seyirciyi içine çekmeyi başaran bir dizi. Sizi daha en başından olayların içine atıyor ve heyecanlı başlangıcıyla izlemenizi sağlamayı başarıyor. Bu giriş tercihini oldukça beğendim, özellikle dizinin konusundan çok fazla haberdar değilseniz “Ne oluyor bu dizide?” diye düşünüp etkisine kapılmanız oldukça mümkün. Yani, başka bir deyişle gereksiz detaylardan arınmış bir dizi var karşımızda.

 The Rain 1. Sezon İncelemesi

Atmosfer ve Görsellik Üzerine

Dizi ayrıca atmosferiyle de övgüyü hak ediyor. Özellikle tercih edilen renk tonu, yağmurdan etkilenmiş bir dünyayı oldukça iyi yansıtmış. Ayrıca Danimarka’nın doğa harikalarından ve yeşil güzelliklerinden iyi faydalanmışlar. Dizinin geçtiği mekanlar özellikle de ormanlar, konsept ve hikayeye büyük katkı sağlıyor. Görsellik yapay tarafta ise maalesef sınıfta kalıyor. Sanırım karşımızda düşük bütçeli bir iş var. Çünkü görsel efektler oldukça vasat. Dizide zaten çok fazla CGI da göremiyoruz. Ama eminim bunun sebebi ellerinde yeterince bütçeleri olmamasıdır. Kötü bir CGI kullanmaktansa çok az kullanmayı tercih etmişler. Yine de bu tercihi takdir etmek lazım.

 The Rain 1. Sezon İncelemesi

Oyunculuklar Büyük Oranda Başarılı

Dizinin parladığı bir başka nokta ise karakterler ve oyunculuklar. Geneli bir grubun yolculuğu olarak geçen dizide, bu gruptaki karakterleri tanımak, onlara bir kimlik yükleyebilmek ve empati kurabilmek oldukça önemli diye düşünüyorum. The Rain de bunu fazlasıyla başarıyor. Başrol ve başrole yakın olan tüm karakterlere belli bir altyapı oturtulmuş. Yağmur felaketinden önce neler yaşadıklarını, geçirdikleri değişimleri anlayabiliyoruz. İşte bu noktada dizi büyük bir övgüyü hak ediyor. Ayrıca bu karakterlerin iyi aktarılmasında oyunculuklar da oldukça önemli. Genel olarak tüm oyunculukları beğendiğimi söylemem gerekiyor. Sadece bir kişi dışında, o da dizinin ana karakteri sayabileceğimiz Simone. Simone, Alba August tarafından canlandırılıyor ve belki de dizinin en büyük eksisi olabilir. August aşırı zorlama mimikleri ve sesiyle gerçekten de bana izlerken büyük bir acı verdi. Aynı şekilde Simone’nin karakterinin de tutarlı olduğunu düşünmüyorum. Verdiği kararlar ve hareketleriyle dizinin “kahramanı” olmayı kesinlikle hak etmiyor. Hikâyenin özellikle bu karakter üzerinden ilerlemesini de bu yüzden sevemedim.

The Rain 1. Sezon İncelemesi

Klişeler Tuzağı

Şimdi de dizinin sorunlarına gelmek istiyorum. Kısa süresi ve sekiz bölüm sayısına rağmen bir noktadan sonra dizinin oldukça klişeye döndüğünü hissetmeye başlıyorsunuz ve bana göre bu dizi için büyük bir eksi. Heyecanlı başlangıç gidiyor, onun yerine de neredeyse her kıyamet sonrası dizide gördüğümüz hatalar ortaya çıkmaya başlıyor. Açıkçası mini-dizi diyebileceğimiz bu seriden daha cesur hareketler beklerdim. Türe yeni bir şeyler kattığını hiçbir noktada hissetmeyi başaramadım. Netflix gibi bir platformda yayınlanmasına rağmen, bu fırsatı değerlendirememişler.

Uyaralım, bu paragrafın sonuna kadar keyif kaçıran detaylar (spoiler) bulunuyor.

Spoilerlı olarak şöyle bir örnek vereyim. Dizide bir bölümde (beşinci bölüm) karakterlerimiz bir tür sığınak buluyorlar. Bu sığınağın içinde garip tavırlı, tarikat benzeri bir grup var. En başta bu oldukça klişe bir olay. The Walking Dead başta olmak üzere birçok felaket sonrası hikâyede böyle bir tarikat bulunur ve bu klişeye The Rain de başvurmuş. Sonrası ise tahmin edebileceğiniz gibi, bu grubun insan eti yediği ortaya çıkıyor. Evet, tam olarak bu noktada dizinin artık bana hiçbir şey katamadığını anladım. Bundan sonra da haliyle klişelere daha fazla takılarak izlemeye başladım ve keyfim büyük oranda kaçtı. Çünkü dizi bu hamleyle birlikte şaşırtma şansını yitirmişti. Yani dizinin özellikle ikinci yarısı büyük bir klişeler şöleni. Hikâyeyi başlatıp sonunu getirememe sorunu The Rain’de de bulunuyor.

The Rain 1. Sezon İncelemesi

Tutarsızlıklar

Klişeler dışında dizi ayrıca tutarsız bir anlatıma da sahip. Eğer ki bu diziyi gerçekten de dikkatli izlemek gibi bir hataya düşerseniz birçok mantık hatasıyla karşılaşacaksınız. Bundan emin olabilirsiniz. O yüzden bu diziyi eğlencelik görün ve sağlam kafayla izlemeyin. Detaylar canınızı sıkmasın. Sezonu bitirdim ve hikâyenin nereye doğru gittiğine dair cevapları kısmen aldım. Ancak bazı detaylar canımı o kadar sıktı ki, dizinin güzel taraflarından da keyif alamıyorum artık. Haliyle karşımda özensiz bir anlatım olduğunu düşünüyorum. Senaristler böyle bir dizide en ufak bir ayrıntının seyirciye çok batabileceğini es geçmişler maalesef.

Bitirmeden önce özetlemem gerekirse, genel olarak karşımızda eksik bir iş var. Diziyi iki kelimeyle “harcanmış potansiyel” olarak özetleyebilirim. Daha özenli bir çalışmayla birlikte, tutarlı ve detaylı bir iş karşımıza çıkabilirmiş. Özenli çalışmayı bazı noktalarda görebilsek de genele baktığımızda maalesef The Rain vasatı aşmayı başaramıyor. Yine de diziyi çok fazla detaylara takılmayan kişiler, Danimarka’nın doğal güzelliklerini keşfetmek ve coğrafyasını tanımak isteyen kişiler için tavsiye edebilirim. Sonuçta farklı bir kültür ve bu türe farklı kültürlerin nasıl baktığını görmek hoşunuza gidebilir. Kısa süresiyle boş vaktinizi değerlendirmek için bir göz atabilirsiniz. Onun dışında koşarak uzaklaşın derim, yine de son karar sizin.

Herkese şimdiden iyi seyirler, görüşmek üzere.