blutv aylar önce yeni projesini duyurduğunda şahsen çok heyecanlanmıştım, zira kabul edelim ki İstanbul’da geçen vampir öyküsü bence harika bir fikir. Bunun için lazım olan yegane şey ise cesaret ve bir miktar bütçe. Alphan Eşeli (kendisine burdan saygılarımızı belirtelim) cesaretli davrandı ve aynı kendi gibi düşünen Bubi Film, Ran Film, Braveborn ve İstanbul ‘74 gibi yapım şirketleri ile gücünü birleştirdi. blutv çatısı altında gerçekten cesur bir yapıma imza attılar. Peki neden her iki kelimemizden biri cesaret? Çünkü bu gibi yapımlar sizi rezil edebileceği gibi vezir de edebilir.

Cesaret demişken bu cesur dizi anlayışı umarım bu şekilde devam eder. Yakında Çağatay Ulusoy’da bir Netflix dizisinde bulunacak, bu tür internet yayın organlarının neden bu kadar sevildiği de bu sebepten dolayı ortaya çıkıyor. İnsanlara televizyonda sürekli aynı tür dizileri izletince biraz farklı olan her proje ilgi çekiyor işte. Gerçi Yaşamayanlar’a lafım yok zira herhangi bir tv kanalında yayınlanmak için çok fazla ama en azından zamanında TRT’nin yayınladığı Karanlıkta Koşanlar tarzı bir dizi yapın be!

Neyse, haydi gelin eğrisi ve doğrusu ile Türkiye’nin ikinci vampir dizisi olan Yaşamayanlar’ı güzelce bir inceleyelim.

Oyuncular

Benim için Türk dizisini, Türk dizisi yapan oyunculardır. Doğru oyuncular size dünyanın en sıkıcı hikayesini bile keyifle izletebilir. Keza yine blutv’de yayınlanan Sıfır Bir bu işin resmen kitabını yazdı.

En sonda söylemem gereken şeyi en başta söyleyeyim, Kerem Bürsin resmen HA-Rİ-KA olmuş. Bir insan rolüne ancak bu kadar yakışır. Daha önce pek izlememiştim kendisini o yüzden oyunculuk yeteneğine bir şeyler söylemem haksızlık olur ama karakteri olan Dmitry’i gerçekten çok güzel yansıtmış. Dmitry 1800’lerin başından beri İstanbul’da olan, İstanbul’un sahibi olan zengin bir vampir. Daha doğrusu vampirlerin başı. Kerem Bürsin yüzyıllardır yaşayan ve artık yorgun ve umursamaz olan bir vampir rolünde döktürüyor yahu. Havalı, nihilist ve tek derdi ölümsüzlük olan bu vampir abimizin aldığı dakikalar bence az. Şu 2 bölümde resmen Kerem Bürsin gözümde başka bir seviyeye yükseldi.

Birkan Sokullu ise Numel isimli insan dostu, ununu elemiş, eleğini asmış bir vampiri oynuyor. İyi niyetli, hayatta kalmak için hastanelerdeki bayat kanlar ile beslenen ve Dmitry’ye karşı olan Numel, dizi içerisindeki en bizden olan karakter. Birazdan bahsedeceğim, bir tek Numel’i izlerken ‘’ya evet böyle bir adam aramızda dolaşıyor olabilir’’ diyebiliyorsunuz zaten.

Gelelim Selma Ergeç’e. Valla kim ne derse desin, kendisi gidip Oscar’da alsa, hatta Grammy’de alsa benim için aşkından kafayı yiyen daha sonra da Okan Yalabık’ın oynadığı Pargalı İbrahim Paşa’ya ” devlet benim”’ diye hava atan Hatice Sultan olarak kalacak. Çok Muhteşem Yüzyıl izlemenin zararları bu da. Her neyse, Selma Ergeç dizide Karmen adında bir kadını canlandırıyor, karakter gizemli olduğu için başka pek bir bilgi yok, hem Dmitry’den nefret ediyor, hem de onunla iş yapıyor fakat 2 bölümden anlaşılan şu ki, Karmen her şeyi bilen bir tip, insanlar ondan bilgi satın alıyorlar. Bir şey bilmek istediklerinde ona geliyorlar.

Elçin Sangu ise Mia adındaki diğer iyi vampir. Derdi ise Dmitry’yi (Kerem Bürsin) ısırıp tekrar insan olmak. Cast seçiminde şu ana kadar göze batan az sayıda kişiden biri Elçin Sangu, artık senaryodan mı ya da karakter tam oturmadı ondan mı bilemiyorum ama üzerinde bir olmamışlık var. Bu olmamışlığı da umarım kısa sürede atar.

Bir de vampirleri avlayan bir Kızılkuyu tayfası var ki burası gerçekten felaket. İşte burda çok açık söyleyebilirim ki senaryo hatası değil kötü oyunculuk devreye giriyor. Bu vampir avcıları sadece tiplerine bakarak seçilmiş olmalı ki ciddi anlamda sahnelerinin çoğunda utanç geçirdim. Yani dizi başlamadan en çok korktuğum şey oyuncuların üzerindeki oturamamışlık hissiydi ki bu hissi bu garip vampir avcılarının sahnelerinde bolca yaşadım. Tek bir fark var Şişman karakterini oynayan Edip Tepeli gerçekten rolünün hakkını vermiş. Ona bakarken serkeş bir adam görüyorsunuz, diğerleri ise hep bir havalı olma çabasındalar.

Hikaye

En başta söyleyeyim bu dizi olmuş. Saçmalamazsa devam eder. Hikaye benim en sevdiğim kısım oldu. Fragmanlarda gördüğüm ve ürktüğüm basit bir aşk, nefret, intikam hikayesi olacak sandım. Hatta ilk verdiğim tepki “klişe Türk dizilerinin vampirli kopyası olacak” olmuştu. Çok yanılmışım. Hikaye beni şaşırtan şekilde birkaç boyutlu ve eğer doğru atlamaları yaşatabilirse, her türlü seyirciyi içine alabilir.

Anlatmak gerekirse; 1879 senesinde Selanik zindanlarında yakalanan bir vampir esir tutulmaktadır. Bu vampir daha sonra dizide karşımıza çıkan Numel’in (Birkan Sokullu) ta kendisidir. Yanında ise yine vampir sanılarak zindana atılan Mia (Elçin Sangu) vardır. Bu Mia’nın boğazını keserler ve daha sonra Dmitry (Kerem Bürsin) gelip onu vampire dönüştürür.  2018 yılında Mia, İstanbul’a dönüp, Karmen ile işbirliği yapar. arzusu; kendisini vampire çeviren Dmitry’i tekrar ısırarak insan olmaktır. Bu sırada karşısına vampir avcıları çıkar ve onu kaçırır.

İstanbul’daki vampirlerin başı olan Dmitry’nin ise yegane amacı gezegenler Kan Burcu denilen olaya girdiklerinde ilk vampirin hançeri ile kendisini öldürüp, ölümsüz olmak. Kendisini durduran ise hançere bir türlü ulaşamamış olması. Ayrıca eski dostu ve 138 yıllık düşmanı Numel’de onu durdurmak istiyor. Zira Dmitry, kendisi ölümsüz olduktan sonra da vampirlerin dünyaya hakim olmalarını istemektedir. Hançeri bulduktan sonra bir insan vampir savaşı başlatacaktır.

Başkan denilen yaşlı ve sürekli çorba içen kişi ise devletin adamıdır. Vampirleri bilen çok az kişiden biri olan Başkan, vampirler ile sürekli görüşme halindedir. Devlet vampirlerin kontrol altında ve gizli kalmalarını sağlamak adına, onların varoşlardan beslenmelerini sağlar ve işlenilen bu cinayetlerin üstünü örter. Bunun karşılığında vampirler bazı piş işleri hallederler. Başkan kendisine karşı çıkan Dmitry’den kurtulmak ve vampirleri daha uysal bir grup haline getirmeyi istemektedir.

Bir de acayip bir vampir avcısı grup vardır. Bunların tüm işleri güçleri, esrar içip, vampirlere küfür etmektir. Kızılkuyu denilen bir eşrafta yaşayan bu vampir avcısı güruh, vampirlerin besin kaynağıdır ve çocukları vampirlerden korumaya çalışırlar. Aslında bu kadar zahmete girmeyip Kızılkuyu denilen yerden başka bir mahalleye taşınsalar tüm işler çözülecektir.

Bu arkadaşlar hikayenin ortasında Mia’yı kaçırıp onu bir gazeteceiye gösterip, vampirleri göz önüne çıkartmaya çalışırlar. Fakat Mia kaçar ve bunlar da başarısız olurlar.

Eksiler

Bir kere şu vampir avcısı grup inanılmaz göze batıyor. Vampir avcısı güruha katılmak için rap dinleyip, esrar dinlemeniz yeterli. Yahu ciddi ciddi hikayeden bahsederken bunlardan bahsetmemek için çok kastım kendimi ama bunlar nedir yahu? Bunca izlediğim vampir filminde gördüğüm en kötü canlandırılan güruh bu olabilir ki, bu gözler osurukla vampir öldüren Alman vampir filmleri izledi, siz düşünün. Yani bu tipler çok klişe olmuş. Bahsedilen mahalle sözde varoş. Varoş tipler de ne dövmeler, ne saçlar var. Sanırsın ki orası Kızılkuyu değil adeta bir Harlem, adeta bir Bronx!

Eğer varoş tipler görmek istiyorsanız azıcık Sıfır Bir izleyin ve gerçekten varoş nasıl olurmuş görün, zira Dolapdere varoşlarında hiç XL eşofman giyip, 1. sınıf kanat dövmesi yaptıran, yanında ancak Asmalımescit’de şarap içerken görebileceğiniz gibi giyinen ve inanılmaz niş, inanılmaz cool bir evde oturan adam yoktur diye düşünüyorum. Bütün varoşların deliler gibi rap dinlemesi daha garip, anladığım kadarıyla azıcık Türkçe Pop sevenleri de vampir gibi avlıyor bu arkadaşlar. Yani Demet Akalın dinliyorsanız, vampir avcısı olma gibi bir şansınız yok. Bir de çeşitlilik olsun diye yeşil saçlı ve kısa saçlı homoseksüel bir çift eklemişler ki o zaten inanılmaz eğreti durmuş. Bu kadar klişe olmayın ya!

Neyse benzinin 7 liraya dayandığı bu günlerde, İstanbul ortasında 4 çeker bir Amerikan kamyonet ile dolaşan bu ‘’varoş’’ çocuklarını bir yana bırakırsak, dizinin olmuş dediğim kadar olmamış dediğim kısımları da var elbette. Fakat işin iyi yanı bunlar düzelmeyecek sorunlar değil.

Dizinin ana problemi diyaloglar. Replikler çok kötü. Rezalet zira dizi seyircisine resmen aptal muamelesi yapıyor. Diziyi sanki insanlar değil Teletabiler izliyor. Bu kadar açıklamalı diyalogları en son anime izlerken görmüştüm, o da her anime de olmaz zaten. Azıcık üstü kapalı gitse her şey çok güzel olacak ama dizi resmen seyircisine her şeyi tane tane, yavaş yavaş anlatıyor. Bu kadar kör göze parmak ilerleyen bir diziyi son yıllarda hiç hatırlamıyorum bile.

Bir de oyuncular hazırlanırken el mahkum, Amerikan filmleri ve dizileri ile hazırlanmışlar sanırım. Çünkü bazı hareketler çok Amerikanvari. Hadi Kerem Bürsin zaten Amerikalı gerçekte, adam orada büyümüş. Elçin Sangu sen İzmir doğumlu değil misin? Sen neden Amerikalı gibi konuşuyorsun? Oturmamışlık burada başlıyor işte ve ne hoş ki burada bitiyor. Çok gözüme çarpan başka bir durum yok açıkçası.

Bir de Kerem Bürsin ile Nilperi Şahinkaya’nın sokak ortasında +16 bir sevişme sahnesi var ki, değil vampir ne olursan ol, nerede olursan ol taşlarlar, polis alıp götürür, teşhirin de cezası 6 aydan başlar.

Artılar

Bir kere dizi eğreti durmuyor. Evet bazı karakterler çok gerçek üstü ama bu bir İstanbul vampirleri belgeseli değil, adam böyle hayal etmiş yazmış, ona kimse böyle diyemez bu dizinin gerçekliği de bu. Vampir konusu zaten Osmanlı tarihinde yer alan bir olay yani bazı vakanüvislerde geçiyor. Karakterler Türk değil, bu yüzden hareketlerini çok yadırgamıyorsunuz.

Türk seyricisinin çok yaptığı ultra gerçeklik aramanın da önü çok güzel kesilmiş. Benim bile aklıma “o mekana polis hiç gelmiyor mu?” ve “Dimitri oy veriyor mu? Veriyorsa, hangi partiye veriyor” şeklinde düşünceler geldi. Fakat daha dizinin başında, vampirlerin devlet ile iş birliği yapması fikri inanılmaz akıllıca olmuş. Bu adamlar kendi bölgelerinde serbestler, elbette işe yaradıkları sürece.

Burda Birkan Sokullu ve karakteri Numel’e de bir parantez açmak lazım. Numel dizide en normal giyinen karakter. İlk başta da dedim, Numel’i izlerken “yahu bu adam vampirse yan komşum da vampir olabilir” hissiyatı güzel verilmiş. İşler bu normallikte seyrederse çok başarılı olur. Yok kolaya kaçılıp sürekli absürd karakterler yaratılacaksa bir yerden sonra seyircide bu stereotiplerden sıkılacaktır.

Selma Ergeç de ilerleyen bölümlerden çok efsanevi bir performans çıkacakmış gibi bir hissiyatım var. Umarım yanılmam.

En son tebrik ise görüntü yönetmeni olan; Tariel Meliava’ya. Resmen harikalar yaratmış, bazı saheneleri durdurup, orasını burasını inceledim resmen. Kaldı ki bu sadece ilk bölümde değil 2. bölümde de devam etti. Anladığım kadarıyla görüntü yönetmenliğine ayrı bir özen gösterilmiş. Keza yönetmenlik de çok güzel. O yüzden yönetim kısmında çok sorun çıkmayacaktır, sadece diyalogar umarım bu şekilde devam etmez.

Bitirirken

Dizinin vermesi gereken en önemli karar hangi yöne gideceği. Şu an bu kararsızlık var gibi. Elbette ilk sezon çekimleri bitti, eğer bir 2. sezon olacaksa dizi daha True Blood tarzı karanlık bir yöne mi gidecek yoksa The Vampire Diaries gibi daha yumuşak bir yolu seçecek? Geleceği bu seçime bağlı bence. Şu an yapılan seçimler dizinin daha The Vampire Diaries tarzı 15-25 yaş aralığına hitap edeceğini gösteriyor. Bu oyuncu seçimlerinden çok belli. Dizide hiç senin, benim gibi normal bir tip yok. Herkes acayip yakışıklı, herkes acayip güzel.

Tekrar tekrar söylemek lazım, bu dizinin biraz daha Türkleşmesi lazım. Elbette diziye şive komedisi yapan vampir katılsın demiyorum ama, 130 yıldır burda olan adam da biraz bizim gibi konuşsun, herkes bir poz verme derdinde gibi geldi bana.

Yegane eksik lokomotif bir oyuncu. Nasıl ki Ezel, Haluk Bilginer gelmeden önce eksikti, bu diziye de bir tane öyle efsane bir oyuncu lazım. Zira diziyi taşıyan oyuncu şimdilik Kerem Bürsin, bunun dışında kimsenin de çok çok harikalar yaratacağını düşünmüyorum. Tek bir lokomotif oyuncusu olursa dizi hem kendini tekrara düşmez hem de ilgiyi arttırır.